19 Ekim 2025 Pazar

Denge

 


İslam, denge dinidir ve inananlarını bütün aşırılıklardan uzak tutmayı ister. O nedenle bir Müslüman tüm aşırılıklardan uzak olmalı ve dengeli bir hayat sürmelidir. Yani bir Müslüman uçlara savrulmamalı ve her zaman ortaya yolu tutmalıdır. Zaten mensubu bulunduğumuz Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat anlayışı da orta yolu ifade etmektedir. Allah-u Teâla Bakara Suresinin 143. ayetinde “İşte böylece, siz insanlara şahit olasınız, peygamber de size şahit olsun diye sizi aşırılıklardan uzak bir ümmet yaptık…” buyurmaktadır. Ayette “aşırılıklardan uzak bir ümmet” olarak çevrilen vasat ümmet yani “ümmeten vesatan” tabiri de bunu ifade ediyor olsa gerektir.

Dinî anlamda aşırılık denince akla genelde dini radikalizm de denilen Batılıların Fundamentalizm kavramı geliyor. Özellikle 11 Eylül saldırıları sonrası Batıda “İslamofobi” yani İslam karşıtlığı kavramı ortaya çıkarıldı. Esasında birbirini besleyen iki kavram olan İslamofobi ve İslamî radikalizm, İslam'ın hoş gördüğü şeyler değildir. Zira Peygamberimiz aşırılıklar konusunda ümmetini uyarmıştır, Hatta ibadetin dahi aşırısını hoş görmeyen bir peygamberdir, Peygamberimiz. Enes bin Mâlik’ten gelen bir rivayette: Peygamber Efendimizin nafile ibadetlerini öğrenmek üzere, sahabeden üç kişilik bir grup, Peygamberimizin hanımlarının evlerine geldiler. Kendilerine Peygamber Efendimizin ibadetleri bildirilince, onlar bunu azımsadılar ve “Allah’ın Resulü nerede biz neredeyiz? Onun geçmişteki ve gelecekteki günahları bağışlanmıştır” dediler. İçlerinden biri: “Ben ömrümün sonuna kadar, bütün gece uyumaksızın namaz kılacağım” dedi. Bir diğeri: “Ben de hayatım boyunca gündüzleri oruç tutacağım ve oruçsuz gün geçirmeyeceğim” dedi. Üçüncü sahâbî de: “Ben de sağ olduğum sürece kadınlardan uzak kalacak, asla evlenmeyeceğim” diye söz verdi. Bir müddet sonra Peygamberimiz onların yanına geldi ve kendilerine şunları söyledi: “Şöyle şöyle diyen sizler misiniz? Sizi uyarıyorum! Allah’a yemin ederim ki, ben sizin Allah’tan en çok korkanınız ve O’na en saygılı olanınızım. Fakat ben bazen oruç tutuyor, bazen tutmuyorum. Gece hem namaz kılıyor, hem de uyuyorum. Kadınlarla da evleniyorum. Benim sünnetimden yüz çeviren kimse benden değildir.” (Buhârî, Nikâh 1; Müslim, Nikâh 5.) Peygamberimizin “Sünnetimden yüz çeviren kimse benden değildir” tabiri bu şekilde bir yaşantının İslamî olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Yani Peygamberimiz ibadet hayatında dahi dengeli olunmasını istemektedir. Peygamberimize amellerin en faziletlisinin ne olduğu sorulduğunda “Amellerin Allah Teâlâ’ya en sevimli olanı, az da olsa devamlı yapılanıdır.” (Müslim, Müsâfirîn, 218) buyurmuştur.

Dinî anlamda aşırılık denince akla gelmesi gereken bir diğer kavram da kanaatimizce dinden uzaklaşma veya dini inkâr olmalıdır. Çünkü inancımıza göre İslam fıtrat dinidir ve doğan her insan İslam fıtratı üzere doğar. Yani her doğan iyi özle doğar, İslamî özle doğar. Sonrasında hayat içerisinde kötülüğü öğrenir ve çevresel faktörler, aile vb. etkisiyle İslam'dan uzaklaşır. O nedenle inancımıza göre sorumluluk çağına gelmeden vefat eden her kimse masumdur, cennetliktir. İslam, ibadetler konusundaki aşırılığı eleştirdiği gibi aksi yönde olan aşırılığı da eleştirmektedir. Sekülerizm yani tamamen dünyaya meyletme yani dünyevîleşme de inancımızca eleştirilmiştir. Ahireti unutup, Allah yokmuş gibi bir hayat tarzı da dinimize uygun bir yaşantı tarzı değildir.

Peki, doğrusu nedir? Doğrusu ifrat ve tefritten uzak, dengeli bir hayat sürmektir. Ne “herhangi bir konuda çok ileri gitme, ölçüyü aşma, aşırı davranma, taşkınlık” anlamına gelen ifrat, ne de “herhangi bir konuda çok geride kalma, yeterli ölçüde olmama” durumu anlamına gelen tefrit anlayışı Müslümanca değildir. İtidallı olmak, orta yolu tutmak, ayette “ümmeten vasaten” diye tabir olunan hayat tarzı olsa gerektir. O nedenle Kasas Suresinin 77. ayetinde “Allah’ın sana verdiğinden âhiret yurdunu kazanmaya bak ve dünyadan nasibini unutma!...” denilerek Müslüman’ın dengeli bir hayat sürmesi istenmiştir. Müslüman her daim dengeli olmalıdır. Müslüman, dünya-ahiret, madde-mana, havf-reca (korku-ümit) dengesini her zaman gözetmelidir.