22 Kasım 2025 Cumartesi

Yedinci Oğul Nerede?

              


Yedinci Oğul Nerede?

            Sezai Karakoç'un ‘Masal' isimli bir şiiri vardır. Bu şiirde Sezai Karakoç bir babanın yedi oğlunu anlatır. Şiirde, baba bu oğullardan ilk altısını ‘Batı’ya gönderir. Giden oğullarının her biri değişir, başkalaşır ve kaybolup gider. Esasında Sezai Karakoç'un anlattığı bu altı oğul Batı'nın ilmini, fennini, sanatını, sanayisini vb. tanımak için Batı’ya giden ve orada kaybolan Türk aydınını anlatır. Ve şiirin sonunda yedinci oğul Batı’ya gider ve onlara şöyle seslenir:

(...)

Batılılar !
Bilmeden
Altı oğlunu yuttuğunuz
Bir babanın yedinci oğluyum ben
Gömülmek istiyorum buraya hiç değişmeden
Babam öldü acılarından kardeşlerimin
Ruhunu üzmek istemem babamın
Gömün beni değiştirmeden
Doğulu olarak ölmek istiyorum ben
Sizin bir tek ama büyük bir gücünüz var
Karşınızdakini değiştirmek
Beni öldürseniz de çıkmam buradan
Kemiklerim değişecek toz ve toprak olacak belki
Fakat değişmeyecek ruhum

(...)

            ‘Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.’ derler. Hele hele günümüzde bu değişim belki hiç olmadığı kadar hızlı. Bazen insan değişime intibakta gerçekten zorluk çekiyor. Bu kadar hızlı bir değişimin olduğu bir ortamda İslam, esasında değişmemesi gereken bazı şeylerin olması gerektiğini hatırlatıyor. Sosyal değişimle beraber ahkam değişmese de tabi ki içtihat kapısı her zaman ehline açık...

            Peki, ‘Bu değişim içerisinde Müslüman, nerede ve nasıl konumlanmalı? Rüzgarın önündeki bir yaprak gibi bu değişime kendini kaptırıp gitmeli mi, yoksa bazı hayırları da olmalı mı?’ Şüphesiz ki İslam, birçok alanda yasaklar koymakta. Yani değişime ayak uydurma yine İslam'ın koyduğu emir, yasak ve ölçüler dahilinde kalmak zorunda...

            Peki, günümüz Müslüman'ı veya kendini Müslüman olarak tanımlayan birey nerede konumlanıyor? Şu an tüm dünyada Batı kültürel hegemonyası hakim. İletişim kanallarının artması ve çeşitlenmesinin bir sonucu olarak insanların birbirleriyle iletişimlerinin kolaylaşması, yazılı ve görsel basın, sosyal medya vb. unsurlar kültürler arası baskılanmayı daha da artırdı. Teknolojik ve ekonomik üstünlüğü de elinde bulunduran Batı hegemonik yapısı tüm dünyayı esir alma, diğer kültürleri bozma veya eritme yolunda. Batı kültürü ile beraber tüm dünyaya yayılan inançlara karşı lakayt tavır maalesef bizim toplumumuzda da görülmeye başladı. Öncesinde sadece belki belli bir zümreyi etkileyen, tamamen dünya hayatını ve zevklerini önceleyen seküler yaşam tarzı, kendini dindar olarak tanımlayan Müslümanlar arasında da yaygınlaşıyor. Müslüman dünyanın bir imtihan alanı ve geçici olduğunun aslî olan hayatın ise ahiret hayatı olduğu gerçeğini hiç bir zaman aklından çıkarmamalı. Allah-u Teala Bakara Suresi'nin 155. ayetinde insanları korku, açlık, mallardan, canlardan vb. ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğini bildiriyor. Sahabeden Abdurrahman b. Avf'a (ra) atıfla rivayet edilen ‘Biz fakirlik ve darlıkla imtihan edildik, sabrettik. Fakat bollukla imtihan edildik, sabredemedik.’ sözü darlıkla mı yoksa zorlukla mı yapılan imtihanın daha zor olduğu sorusunu akla getirmekte. Dünya, teknolojik, ekonomik vb. yönlerden belki tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar rahat ve bolluk içerisinde. Zümer Suresi'nin 8. ayetinde Allah-u Teala insanın başı sıkıştığında kendine yöneldiğini, rahata erince de kendini unuttuğunu anlatmaktadır. O nedenle yola mücahit olarak çıkanların müteahhit, Müslümanların bir kısmını artık süslüman olduğunu, farz yerine tarzı tercih edenlerin sayısının artış gösterdiğini maalesef müşahede etmekteyiz.

            Uyarı ve eleştiriye tahammülü de yok artık insanların... Yanlış yaptığını düşündüğümüz bir kişiyi dahi lisan-ı münasiple uyaramaz hale geldik. ‘Ben zaten biliyorum’cu tavırlar çoğaldı. Bilmek ve uygulamak aynı şey midir? Yapmak için tabi ki bilgi ön şarttır lakin İslam uygulamayı, ameli önceleyen bir dindir. O nedenle Müslüman'da ‘İnanç - Eylem birlikteliği’ olmalıdır. Yani ‘Neye inanıyoruz, ne yapıyoruz?’ düşüncesi ve hassasiyeti olmalı insanlarda. Çünkü insan inandığı gibi yaşamayınca yaşadığı gibi inanmaya başlıyor. Kendince savunma mekanizmaları, mantığa bürümeler geliştiriyor ve yanlışta da olsa doğrudaymış hissiyatıyla hayatına devam ediyor. O nedenle kendi çizdiğimiz yolda değil de Allah'ın çizdiği yolda (sırat-ı müstakim) olmamız gerekiyor.

            Sezai Karakoç'un şiiri ile başladık yazıya. Yine o şiire atıfla bitirelim. Sezai Karakoç'un şiirinde bahsettiği Batı'nın hegemonik yapısına direnen ve sırtını doğuya dönmeyen o yedinci oğul halen hayatta mıdır veya nerededir?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder