Yedinci Oğul Nerede?
Sezai
Karakoç'un ‘Masal' isimli bir şiiri vardır. Bu şiirde Sezai Karakoç bir babanın
yedi oğlunu anlatır. Şiirde, baba bu oğullardan ilk altısını ‘Batı’ya gönderir.
Giden oğullarının her biri değişir, başkalaşır ve kaybolup gider. Esasında
Sezai Karakoç'un anlattığı bu altı oğul Batı'nın ilmini, fennini, sanatını, sanayisini
vb. tanımak için Batı’ya giden ve orada kaybolan Türk aydınını anlatır. Ve
şiirin sonunda yedinci oğul Batı’ya gider ve onlara şöyle seslenir:
(...)
(...)
‘Değişmeyen
tek şey değişimin kendisidir.’ derler. Hele hele günümüzde bu değişim belki hiç
olmadığı kadar hızlı. Bazen insan değişime intibakta gerçekten zorluk çekiyor.
Bu kadar hızlı bir değişimin olduğu bir ortamda İslam, esasında değişmemesi
gereken bazı şeylerin olması gerektiğini hatırlatıyor. Sosyal değişimle beraber
ahkam değişmese de tabi ki içtihat kapısı her zaman ehline açık...
Peki,
‘Bu değişim içerisinde Müslüman, nerede ve nasıl konumlanmalı? Rüzgarın
önündeki bir yaprak gibi bu değişime kendini kaptırıp gitmeli mi, yoksa bazı
hayırları da olmalı mı?’ Şüphesiz ki İslam, birçok alanda yasaklar koymakta. Yani
değişime ayak uydurma yine İslam'ın koyduğu emir, yasak ve ölçüler dahilinde
kalmak zorunda...
Peki,
günümüz Müslüman'ı veya kendini Müslüman olarak tanımlayan birey nerede
konumlanıyor? Şu an tüm dünyada Batı kültürel hegemonyası hakim. İletişim
kanallarının artması ve çeşitlenmesinin bir sonucu olarak insanların
birbirleriyle iletişimlerinin kolaylaşması, yazılı ve görsel basın, sosyal
medya vb. unsurlar kültürler arası baskılanmayı daha da artırdı. Teknolojik ve
ekonomik üstünlüğü de elinde bulunduran Batı hegemonik yapısı tüm dünyayı esir
alma, diğer kültürleri bozma veya eritme yolunda. Batı kültürü ile beraber tüm
dünyaya yayılan inançlara karşı lakayt tavır maalesef bizim toplumumuzda da görülmeye
başladı. Öncesinde sadece belki belli bir zümreyi etkileyen, tamamen dünya
hayatını ve zevklerini önceleyen seküler yaşam tarzı, kendini dindar olarak
tanımlayan Müslümanlar arasında da yaygınlaşıyor. Müslüman dünyanın bir imtihan
alanı ve geçici olduğunun aslî olan hayatın ise ahiret hayatı olduğu gerçeğini
hiç bir zaman aklından çıkarmamalı. Allah-u Teala Bakara Suresi'nin 155. ayetinde
insanları korku, açlık, mallardan, canlardan vb. ürünlerden eksiltme ile
imtihan edeceğini bildiriyor. Sahabeden Abdurrahman b. Avf'a (ra) atıfla
rivayet edilen ‘Biz fakirlik ve darlıkla imtihan edildik, sabrettik. Fakat
bollukla imtihan edildik, sabredemedik.’ sözü darlıkla mı yoksa zorlukla mı yapılan
imtihanın daha zor olduğu sorusunu akla getirmekte. Dünya, teknolojik, ekonomik
vb. yönlerden belki tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar rahat ve bolluk
içerisinde. Zümer Suresi'nin 8. ayetinde Allah-u Teala insanın başı
sıkıştığında kendine yöneldiğini, rahata erince de kendini unuttuğunu
anlatmaktadır. O nedenle yola mücahit olarak çıkanların müteahhit,
Müslümanların bir kısmını artık süslüman olduğunu, farz yerine tarzı tercih
edenlerin sayısının artış gösterdiğini maalesef müşahede etmekteyiz.
Uyarı
ve eleştiriye tahammülü de yok artık insanların... Yanlış yaptığını düşündüğümüz
bir kişiyi dahi lisan-ı münasiple uyaramaz hale geldik. ‘Ben zaten biliyorum’cu
tavırlar çoğaldı. Bilmek ve uygulamak aynı şey midir? Yapmak için tabi ki bilgi
ön şarttır lakin İslam uygulamayı, ameli önceleyen bir dindir. O nedenle
Müslüman'da ‘İnanç - Eylem birlikteliği’ olmalıdır. Yani ‘Neye inanıyoruz, ne
yapıyoruz?’ düşüncesi ve hassasiyeti olmalı insanlarda. Çünkü insan inandığı
gibi yaşamayınca yaşadığı gibi inanmaya başlıyor. Kendince savunma
mekanizmaları, mantığa bürümeler geliştiriyor ve yanlışta da olsa doğrudaymış
hissiyatıyla hayatına devam ediyor. O nedenle kendi çizdiğimiz yolda değil de
Allah'ın çizdiği yolda (sırat-ı müstakim) olmamız gerekiyor.
Sezai
Karakoç'un şiiri ile başladık yazıya. Yine o şiire atıfla bitirelim. Sezai
Karakoç'un şiirinde bahsettiği Batı'nın hegemonik yapısına direnen ve sırtını
doğuya dönmeyen o yedinci oğul halen hayatta mıdır veya nerededir?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder