sekülerizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sekülerizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Kasım 2017 Perşembe

Hız ve Haz Çağının Popüler Akımı: Deizm

Hız ve haz çağı diye de tanımlanan modern çağın en önemli problemlerinden biri inançla ilgili herhalde. Sadece ülkemizde değil dünyanın pek çok yerinde karşılaşılan bu problem esasında toplumların kökünü dinamitlemeye aday. İnsanlığın yüzyıllardır oluşturduğu kültür ve medeniyet birikimini de ciddi şekilde tehdidi altında bulunduran bu probleme henüz tam olarak bir çözüm de üretilebilmiş gibi gözükmüyor. Bu manada toplumların kültürlerini eriten baskın kültürlerin varlığı gözlemlenebildiği gibi inanç noktasında da insanlar arasında değişik akımların varlığı da son zamanlarda daha görünür hale gelmekte.
Hiçbir yaratıcı kuvvetin olmadığını düşünen ve inançsızlık anlamına gelen ateizm toplumda genel olarak bilinirken, deizm akımı ise pek fazlaca bilinmemekte. Batılıların "emekli tanrı anlayışı" diye de tarif ettikleri deizm anlayışına göre tüm evrenin bir yaratıcısı vardır fakat tüm evreni var eden yaratıcı evrenin ve içerisindekilerin hiçbir şeyine karışmamakta ve her şey sebep sonuç dairesi içerisinde determine bir şekilde devam etmektedir. Kainat yaratıldığında, kurmalı saatin kurulması gibi yaratıcı tarafından belli bir süreye kadar var olmak üzere kainat yaratılmış ve saatin durması gibi zaman bittiğinde de kainat yok olacaktır.
Bir yaratıcının var olduğunu inkar edemeyen fakat tabir yerindeyse "mümkünse benim işime karışmasın" gibi bir hezeyana kapılmış bu akımın tarifi belki de Kur'an-ı Kerim'de Furkan Suresinin 43. ayetinde kendi hevasını yani nefsinin isteklerini ilahlaştıranlar diye tarif edilenlerden. Kainatı görüp, içindekileri ve tüm mevcudatı görüp bir yaratıcısız bunlar olamaz diye düşünerek zorlamayla da olsa bir yaratıcı fikrine sahip olan bu akım "canım ne isterse onu yapacağım, keyfim nasıl isterse ona göre yaşayacağım"ı yani kendi heva ve isteklerini kendine din edinmiş görünmektedir. Adı konulamamış bir ateizm kokusu olan deizm bir manada "bir yaratıcı olduğunu bilip yokmuş gibi yaşamanın" da adı. Bu manasıyla dünyevîleşme diye dilimize çevrilen sekülerizme de çok yakın duran deizm maalesef gençlerimizi tehdit ediyor.
Son yıllarda ülkemizde de popüler kültürün etkisi ve teknolojinin gelişiminin sağladığı çok farklı bilgilere kısa sürelerde ulaşılabilirlik insanların kafalarında çok ciddi karmaşalara da sebebiyet vermiş gibi. Özellikle saatlerce akıllı telefon, tablet veya bilgisayar başında zamanını geçiren ve "bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya" meyyal gençlerimiz ve genç yetişkinlerimiz arasında ateizm veya deizm gibi akımların revaç bulduğunu görmek üzücü. Geçtiğimiz ramazan ayında MAK Araştırma Şirketi tarafından ülkemizde yapılan bir ankette "Allah’ın sadece varlığına ve bizi yarattığına inanıyorum ama her şeye karıştığını karışacağını düşünmüyorum" diyenlerin oranı % 6'dır. Deist diye niteleyebileceğimiz bu zümre hiçbir yaratıcı olduğunu düşünmüyorum diyen ve % 4'lük bir oranı oluşturan ateistleri de geçmiştir.
Ülkemizde artmakta olan bu akıma karşı çocuklarımıza ve gençlerimize bilgilendirmelerde bulunulmalıdır. Din konusunda değişik sorular soran çocuklarımızın ve gençlerimizin sorularına aklın ve bilimin de kabul ettiği doyurucu cevaplar verilebilmelidir. Çok farklı bilgilere çok kısa sürede ulaşabilen gençlere klasik, kalıplaşmış ifadelerle artık seslenilememekte, ulaşılamamaktadır. Sürekli olarak "dinden çıkarsın" veya "o ne biçim soruymuş öyle" gibi ifadelerle bastırılan soruların ilerde sapkın bazı akımların kucağına gençlerimizi ve çocuklarımızı itebileceği unutulmamalıdır. Bu konuda tabi ki devlet kurumlarına Millî Eğitim Bakanlığı'na, Diyanet İşleri Başkanlığı'na ve diğer ilgili kurumlara çeşitli vazifeler düşmektedir. Fakat bireysel bazda ebeveynlere de bu konuda ciddi görevler düşmektedir. Çünkü çocuğun eğitiminden birincil derecede sorumlu olan ailedir yani anne babadır. Hz. Ali'nin "Çocuğunuzu kendi çağınıza göre değil, onların yaşayacağı çağa göre yetiştirin" ilkesi mucibince çocuklarımızın karşılaşabilecekleri bu akımlara karşı onları bilinçlendirmek de öncelikli olarak anne babaya düşer. O nedenle bu konularda önce anne babaların bilinçlenmesi ve bilgilenmesi gerekir. Ve belki de en önemlisi anne babalar çocuklarının inançla ilgili kendilerine yönelttikleri sorular ne kadar absürt veya kendilerini rencide edici de olsa hiçbir şekilde çocuklarının sorularını bastırmadan onlara akla uygun, mantıklı ve dinimizin ölçüleriyle çelişmeyen cevaplar verebilmelidirler.

15 Aralık 2016 Perşembe

Ego, Sekülerizm, Çıkmaz ve Mutluluk

Modern hayatta belki de en çok karşılaştığımız şeylerden biri bencillik sorunu yani egoizm. İnsanlar, sanki dünyada sadece kendileri varmış, sadece kendi istek ve arzuları varmış gibi yaşamaya başladılar. Bu anlayış insanları hem yalnızlaştırıyor hem de sanki daha fazla mutsuzlaştırıyor. İnsanlarımız başkalarının mutluluklarından, başkalarının da rahat yaşam sürmesinden mutlu olmuyor gibiler. Dünyada sadece kendini önceleyen ve önce ben diyen insanlar, maalesef diğerkamlıktan uzak sadece kendileri için yaşıyor gibiler... Oysa dinimiz her daim diğerini de önemsemeyi salık vermekte. Hem dinimizde hem de kültürümüzde önemli bir yer tutan komşuluk hakkı, sıla-i rahim (akraba ziyareti) ve büyüklere saygı  gibi birçok hasleti sanki yitiriyoruz. İnsanların birçoğu seküler yaşamın kendine emrettiği gibi yaşamakta. Seküler yaşamın organizatör ve pohpohçuları algılarımızı yönetmekte ve insanlara her zaman sadece kendilerinin mutluluğu hak ettiklerini, sadece bu dünyanın nimetlerinin öncelenmesi gerektiği ve ölüm sonrasının değil sadece bu dünyanın dikkate değer olduğunu algılatmaya çalışıyorlar.Toplumun en önemli dinamiği olan dinin bizlere emrettiği veya men ettiği şeyleri önceleyen bir hayat şekli değil miydi yaşamamız gereken? Tüm insanlık yakın zaman kadar, hangi dinden olursa olsun, kendi inancını önceler ve tüm bireylerinin de inancını öncelemesini ve hayatını da ona göre tanzim etmesini beklerdi. Son iki yüzyıldır tüm dünyayı etkileyen aydınlanmacılık ve pozitivizm akımlarıyla beraber aklı ilahlaştıranlar dini, inancı ve kültürleri dibinden dinamitlemiş ve insanları özgürleştirme adı altında, insanları nefsinin ve şeytanın kölesi haline getirmişlerdir. İnsanın yaratılışına yani fıtratına aykırı olan bu anlayış şekli gitgide insanları bencilleştirmiş, mutsuzlaştırmış ve hatta daha fazla kazanma hırsı insanları vahşileştirmiştir. Sadece maddî zevkleri, bedenin isteklerinin önceleyen ve putlaştıran birey mutsuzluğa mahkum olacaktır. İnsanlığı içinde bulunduğu bu bataklıktan kurtaracak en önemli reçete maneviyattır. Nasıl ki bir kuş iki kanadı olmadan uçamazsa, insanın da sadece bir yönünü önceleyerek mutlu olması imkansızdır. İnsan hem maddî hem de manevî yönü olan bir varlık olduğu için mutlu olabilmek için iki kanadını da güçlendirmelidir. Madde ve mana dengesini sağlayabilen bireylerin hem dünya hem de ahiret saadetine ulaşabilecekleri muhakkaktır. O nedenle seküler sürecin toplumlara pompaladığı egosantrik anlayışlardan insanların bir an evvel sıyrılması ve fıtratlarına uygun davranmaya başlamaları gerekmektedir. İnsanları en iyi tanıyan varlık olan var edicinin, insana doğuştan verdiği temiz fıtrata, yaratılışa uygun hareket eden birey ne dünyadan ne de ahiretten istek ve umudunu kesmeyecektir. Hem dünyada hem de dünya sonrasında mutluluğu arayan modern insanın mutluluğunun anahtarı yine aslına dönüşte, özünde yer almaktadır. İnsan ne zaman ki temiz fıtratını hatırlar ve ona göre bir yaşam sürer, o zaman mutluluğu yakalar. Vesselam...

2 Eylül 2015 Çarşamba

Sekülerleşen Ahlâk Ve Doyumsuz İsteklerimiz


Günümüzde dinlerin en büyük düşmanlarından biri sekülerizm, yani dünyevileşme, dünyaya meyletme, dünyayı önceleyip eskatolojiyi, dünya sonrası hayatı ıskalama, görmezden gelme. Sadece İslam’ın değil diğer dinlerin de en büyük problemlerinden biri bu kanaatimizce. Katolik Hıristiyan dünyasının bundan önceki papası XVI. Benedict sekülerizmi Hıristiyanlığın karşısındaki en büyük tehlike olarak ilan ediyordu.
Sekülerizm, dinsizlik veya ateizm demek değil. Laisizm’e yakın bir kavram olarak düşünülebilecek sekülerizm, dünya zevklerini öncelemeyi esas alıyor. Din olarak İslam’ı seçtiğini söyleyen, Allah’ın var olduğunu kabul eden, peygamberimizi, Kur’an’ı var kabul eden bir seküler, Allah yokmuş gibi yaşayabiliyor. Yani Allah’a inandığını söylediği halde yokmuş gibi davranabiliyor. Belki bu İslam için ateizmden daha da tehlikeli. Görünüşü Müslüman olan ama dini ritüellerini yerine getirmediği gibi dinin hiçbir emir ve yasağına da aldırış etmeyen insan tipi.
Ferdi bazda insanları hâkimiyetine alan seküler ahlâk, toplumsal manada da insan guruplarını etkileyebiliyor. Ortadoğu coğrafyasında meydana gelen bazı toplumsal hareketler hatta Türkiye’de meydana gelen gezi olaylarını dahi seküler ahlâka bağlamak mümkün kanaatimizce. Bu olaylar sırasında meydana gelen talan ve yağmalama hareketleri de bu ahlâkın tezahürleri denebilir. Sadece kendini düşünen ve kendisinin faydasına olan her türlü şeyi iyi kabul eden bu anlayışın ne büyük olumsuzluklar doğurabileceğini bu olaylar tüm Türkiye’ye öğretti kanaatimizceGünümüzde İslam Coğrafyasına sızan, sinsi şekilde hızlıca tüm İslam Coğrafyasına ve haliyle Türkiye’ye de sirayet eden bu akım hissettirmeden yayılmakta. Bu akımın etkisiyle insanlar dünyevi zevk ve isteklerinin peşinde koşar hale geldiler. Dünyevi zevk ve istekler Müslüman Coğrafyada bile insanlara uhrevi bazı zevklerden daha ilgi çekici gelebiliyor. Seküler ahlâkla ahlâklanan nesillerde her türlü olumsuz davranış sıradanlaşabiliyor. Bencillik, kendini beğenme, egosantrizm, hedonizm, kibir, enaniyet bunlardan sadece bir kaçı. Uhrevi zevklerin tatmin etmediği gönüller süfli ve boş arayışlara düşebiliyor.