Çarşamba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çarşamba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ağustos 2019 Cumartesi

Çarşamba'nın Unutulan Bir Değeri: Ferhat Akın

               


                 Ferhat Akın ya da gerçek adıyla Ferat Angun, Tekkeköy'de doğmuş şair, bestekar, ses ve saz sanatçısıdır. Müzik camiasında "Samsunlu Ferhat Akın" olarak da tanınmaktadır. 1972 yılında Almanya'ya işçi olarak gidene kadar on sekiz adet plak ve 1988 yılında da Almanya'da bir tane kaset çıkarmıştır. Kendisine ait yüzlerce şiiri bulunan Ferhat Akın bu şiirlerinden bazılarını türkü formunda bestelemiş ve seslendirmiştir. Kitabında yer alan diğer şiirler de genelde hece ölçüsüyle yazılmış ve bestelenmeye müsaittir. 1966 - 1972 yılları arasında Türkiye'nin birçok yerinde konserler veren, turneler gerçekleştiren bir sanatçıdır Samsunlu Ferhat Akın. O dönemlerde yine Samsunlu olan diğer bir sanatçı Yıldıray Çınar'la sık sık karşılaştırılır ve yarıştırılan Ferhat Akın'ın belki de en meşhur olan türküsü sözlerini kendisinin yazdığı ve bestesini de kendisinin yapmış olduğu "Gelin Oy" isimli türküdür. Bu türkünün bu denli meşhur olmasının sebebi 1986 yılında Yavuz Yalınkılıç'ın yönetmenliğinde çekilen ve başrollerinde Belkıs Akkale, Mahmut Hekimoğlu, Sümer Tilmaç, Erol Taş, Turgut Özatay, Aliye Rona gibi ünlülerin rol adlığı ve türküyle aynı adı taşıyan "Gelin Oy" isimli filmdir.
            Yıllar sonra Ferhat Akın, gündeme çok farklı bir şekilde tekrar gelecektir. Çıkış yaptığı yıllarda "Karadeniz'in Ricky Martin'i" diye isimlendirilen Davut Güloğlu'nun Şahin Özer'in sahibi olduğu Özer Plak şirketinden 2001 yılında çıkan "Nurcanım" isimli albümünde yer alan "Çarşamba Beyleri" ve "Başında Siyahım Var (Çarşamba Sallaması)" türkülerinin söz ve müziği Ferhat Akın'a ait olduğu halde "Çarşamba Beyleri" türküsü Rahmi Aydın'ınmış gibi albümde yer almış; "Başında Siyahım Var (Çarşamba Sallaması)" türküsü ise Davut Güloğlu'nun kendisininmiş gibi yer almıştır. Bu olay üzerine Şahin Özer ve Davut Güloğlu hakkında açılan maddî ve manevî tazminat davasında mahkeme Şahin Özer ve Davut Güloğlu'nu mahkum etmiş ve mahkeme türkülerin Ferhat Akın'a ait olduğu tekrar tescillemiştir.
            Ferhat Akın, gerçek ismiyle Ferat Angun, 1944 yılında Tekkeköy'de babasının satın alarak kendi elleriyle tadilatını yaptığı, eve dönüştürülmüş olan eski bir okul binasında dünyaya gelmiştir. Babası Tekkeköy'de lokanta işleten bir esnaftır. Doğduğu yıllarda II. Dünya Savaşı devam ettiği için Türkiye, ekmeğin dahi karneye bağlandığı zor günler geçirmektedir. Babasının lokantası da bu zorlu süreçten nasibini alır ve Ferhat Akın'ın babası lokantayı kapatmak zorunda kalır. Ferhat Akın'ın ablalarından biri Çarşamba'nın Beyyenice köyüne gelin edilmiştir. Babası dükkanı kapatmak zorunda kalınca eniştelerinin daveti üzerine ailecek Tekkeköy'deki varlıklarını satarak Beyyenice köyüne yerleşmiştir. Bu sırada Ferhat Akın iki buçuk yaşındadır.
            Ferhat Akın'ı müzikle buluşturan ise diğer bir ablasının eşi olan eniştesi olacaktır. Ferhat Akın henüz beş yaşlarında iken Tekkeköy'de evli olan ablasının yanına giderler. Eniştesi bir bağlama dükkanı açmıştır. Ferhat Akın orada bulunan küçük bir bağlamaya heves eder ve bağlama Ferhat Akın'a verilir ve böylece saz çalmayı öğrenir.
            Ferhat Akın ilkokula kaydolur. Nüfusta "Ferat" olarak yazılan ismi ilkokul kayıtlarına yanlışlıkla "Fırat" olarak geçecek ve hatta ilkokul diplomasında dahi "Fırat" diye yer alacaktır. Çarşamba'da o dönemki Yeşilırmak İlkokulu'na kaydolan Ferhat Akın, öğretmeninin derslerinde yardımcı olsun diye yanına oturttuğu bir kıza aşık olur. İsmi "S" harfi ile başlayan bu kıza şiirlerinde Ferhat Akın, "Senem" diye seslenmeyi uygun görmüştür. Sonraki yıllarda Çarşamba Şehit Nuri Pamir İlkokulu açılınca bu okula naklolur Ferhat Akın. Sevdiği kız da okulu bırakır. Sonrasında peşinden gidemez çocukluk aşkının... Sevdiği kızın zengin olması ve Ferhat Akın'ın ise ailesinin fakir olması sebebiyle anne-babası "Sen bu sevdadan vazgeç" derler Ferhat Akın'a. Ama Ferhat Akın yıllarca sevgiyi ve aşkı onunla anlatır şiirlerinde...
            Gurbete düşer yolları... Samsun'da bir kızla evlenir ve bu evliliğinden beş tane oğlu olur. Gençliğinde güreşe hevesli olan ve çevre köylerde yapılan etkinliklerde güreş tutan ve ayrıca kendi çaldığı bağlamaları imal edebilecek kadar marangozluğa da kaabiliyetli olan Ferhat Akın 1966'da İstanbul'a gelir. Müzik yapımcıları tarafından "Ferat Angun" ismi beğenilmeyince sahne ismi olarak "Ferhat Akın" ismini kullanır. Atakan Plaktan on beş, Ödemiş Plaktan üç olmak üzere on sekiz plağa arkalı önlü olmak üzere çoğunun sözlerini kendisinin yazdığı ve kendi bestelediği otuz altı türkü okur. 1972 yılında Almanya'ya işçi olarak gider. Bu yıllarda Türkiye'den uzaklaşmak durumunda kalan Ferhat Akın, Almanya'da da müzikten ayrı kalmaz. 1988 yılında Almanya'da yaşıyorken Alparslan Kasetçilikten bir yönünde yedi, diğer yönünde de yedi tane türkünün yer aldığı toplam on dört türküyü içeren bir de kaset çıkarır. Almanya'da Buchen isimli küçük bir şehirde yaşayan Ferhat Akın, burada saz kursları verir ve öğrenci yetiştirir. Avrupa'da bulunduğu zaman zarfında Almanya ve Avusturya'nın değişik yerlerinden davetler alır ve oralarda türküler söyler. 2016 yılında bazıları bestelenmiş, genelde hece ölçüsüyle yazılmış 324 şiirinin yer aldığı, konu olarak fakirlik, gurbet, adaletsizlik, din, aşk gibi konuları ele aldığı şiirlerinin bulunduğu "Senem" isimli bir şiir kitabı da yayınlayan Ferhat Akın, 2017 Ağustosunda tedavi görmekte olduğu Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde 77 yaşında iken vefat etmiştir. Mezarı Çarşamba Beyyenice köyü mezarlığındadır.


Plakları ve Okuduğu Türküler

Atakan Plak  
1966  
Metelik, Çarşamba beyleri, Buraladan bir kız kaçtı (Karadeniz Güzeli), Maksiye bak Maksiye, Fakirlik 


1967
Çarşamba sallaması, Gurbet ocağı, Doktor, Sevemedim Sevdi eller, Telli Saz, Hadi kızım yandan 



1968 

 Çarşambayı Sel aldı, Sarmaşık Bülbülleri, Öğle ile ikindi arası, Aşık olmayan sürünmez 


1969

Hayat Yelkeni, Çarşamba Dedikleri, Allar giyer Allanır, Hanım Gelin, Bulanlara Müjde Var, Unuttun mu zalim beni 


1970
Boyu Uzun Beli ince, Güzel iyiye Düşemez, Beni yılan gibi soktun, Çekti bizi gurbet elin suyu toprağı 



1971 

 Telli Saz, Dalga Geçtim O Yarle, Peşime Düştü Gelinler Kızlar, Gelin Oy 


1972
Al Beni Yatağuna, Koydun beni sevdaya, Sazıma Vasiyetim, Yıldız 



Ödemiş Plak 
1972 
Ferhat Şirin İçin Dağları Deldi, Yosma Yavrum, Seveni sevene vermiyor Dünya, Annem 



Alparslan Kaset 
1988
Ben Atımı Nallatırım (Albüm İsmi)

A Kısmı
Ben Atımı Nallatırım, Sarı Kızda Tek Tek Vurur Zillere, Müjde Var, Sazıma Vasiyetim, Maksiye Bak Maksiye, Bulancak, Fakirlik
B Kısmı
Annem, Çarşambayı Sel Aldı, Peşime Düşüyor Gelinler Kızlar, Koydun Beni Sevdaya, Al Beni Yatağına, Allar Giyer Allanır, Doktor 

Yayınlanmış Kitabı

Ferhat Akın - Senem (Şiir Kitabı) 

İnci Ofset 
2016



Yararlanılan Kaynaklar
*Ferhat Akın - Senem, İnci Ofset, 2016.
*Ümit Angun (Ferhat Akın'ın oğlu)
*Atakan Plak 1972 Kataloğu
*Davut Güloğlu'na tazminat davası haberi için: https://www.yenisafak.com/arsiv/2001/kasim/13/a2.html

*Gelin Oy filmi ile ilgili bilgiler için: https://www.sinemalar.com/film/12001/gelin-oy



23 Mayıs 2018 Çarşamba

Osmanlı'nın Son Dönem Uleması İçinde Yer Alan Çarşambalı Alimler

          
              Osmanlı'nın son döneminde Çarşamba, Trabzon vilayetine bağlı Canik sancağının kazasıdır. Tüm Trabzon vilayeti düşünüldüğünde Çarşamba, (Osmanlı'nın son döneminde Çarşamba'nın idarî sınırları şu anki Çarşamba ilçesinin tamamını, Ayvacık ilçesinin büyük bölümünü, Salıpazarı, Asarcık ve Tekkeköy ilçelerinin bazı köylerini kapsıyordu.) vilayetin en önemli ilim merkezlerinden biri olarak öne çıkmaktadır. 1904 yılı kayıtlarına göre Trabzon vilayetinin tamamında 60, Canik sancağında ise toplamda 23 medrese varken bunlardan 13 tanesinin Çarşamba'da bulunmaktadır. Yine aynı yılın verilerine göre Trabzon vilayeti genelinde 12 kütüphane bulunmakta ve bu kütüphanelerden de 6 tanesi Canik sancağında, Canik sancağındakilerin de 4 tanesi Çarşamba kazasında bulunmaktadır.

            Medrese sayısının fazlalığı ve kütüphane imkanlarının oluşu Çarşamba'yı civar kazalar arasında muhakkak ki öne çıkarıyordu. Böylesine bir ilim ortamının olması da Çarşamba'dan çeşitli alimlerin çıkmasına ortam hazırlamıştır. Şimdi bu alimlerden bazılarının hayatları hakkında bilgi vermeye çalışalım.  

            Çarşambalı Ahmet Hamdi Efendi
            Çarşambalı Ahmet Hamdi Efendi, H. 1264 yılında (M. 1848) Çarşamba'nın Biçme köyünde doğmuştur. Köy hocası Mustafa Efendi'nin oğludur.
            Köyünün sıbyan mektebinde Kur'an-ı Kerim Kıraati ve dinî ilimler tahsil ettikten sonra, Çarşamba Süleyman Paşa Medresesi'nde biraz Arapça sarf ve nahiv tahsili yapmış daha sonra Amasya’da tekrar Arapça nahiv ve dinî ilimler okuduktan sonra biraz da mantık dersi okumuştur. H. 1288'de İstanbul’a gelerek zamanın birkaç büyük üstadından yüksek ilimler tahsil edip Huzur Dersleri Muhataplarından (Ramazanlarda sarayda padişah huzurunda takrir olunan derslere hazır bulunan ilmiye sınıfına kullanılan bir tabir) Kayserili Sabık Müsteşar Hacı Derviş Efendi’nin dersine devamla kendisinden icazet almıştır.
            H. 1295'te yapılan Rüûs (Medrese tahsilini bitirip imtihanda başarılı olanlara verilen beraatın adı) imtihanında başarılı olmuş ve o yıl Beyazıt Camii Şerifi'nde öğretime başlayarak H. 1313 yılında ilk talebesine icazet vermiştir. Bundan sonra aralıksız eğitim öğretim faaliyetlerine devam etmiştir.
            H. 1303 de yapılan tedris-i ilmi feraiz imtihanında başarılı olarak Beyazıt Camii Şerifinde belirli zamanlarda vazifesine devam etmiştir. H. 1305'te yapılan Fetvahaneye giriş imtihanında dördüncü dereceden kazanarak o yıl Fetvahane Tahtani Pusla (Fetvahane "Pusla Odası", "Fetva Odası" ve "İlamat Odası" olmak üzere üç birimden oluşmaktaydı. Pusla Odasındaki yetkililer sorulan fetvaları bir pusula ile fetva odasına soralardı) odasına devamla H. 1306'da ikinci sınıfa tayin olmuş yine aynı yıl birinci sınıfa terfi etmiş ve H. 1307'de Fetvahane Fevkani Müsvedde odasına müdavim sınıfa kaydolmuş daha sonra kendisine istima’i muhakemat hizmeti de verilmiştir. H. 1322 de mülazım sınıfına (subaylık) kaydolmuş H. 1326 da Fetvahaneden ayrılmış ve H. 1326'da M. 16 Ekim 1908'de 83 oyla Canik (Samsun) mebusu (milletvekili) olarak Meclis-i Mebusan'a  girmiştir. İkinci ve dördüncü devrede de milletvekilliği görevini sürdürmüştür.
            Huzur Derslerine H. 1322 – 1326 da muhatab , H. 1327'den 1331 yılına kadar mukarir (Ramazan aylarında sarayda ders okutan alimlere verilen isim) olarak katılmış, muhatablığında dördüncü rütbeden Mecidî ve Osmanî nişanları ile taltif olunmuştur. İbtidai Hariç İstanbul Müderrisliği ile başladığı medrese hocalığını, medrese hocalığının en üst mertebelerinden biri olan Hâmise-i Süleymaniye mertebesine kadar terfien sürdürmüştür.
            Çarşambalı Ahmet Hamdi Efendi'nin kabri Fatih Camii türbe kapısının yanındaki hazirenin en sonunda bulunmaktadır. Mezar taşı kitabesinde: "haza kabru ustaz’ilkül Çarşambavî el-Hac Ahmet Hamdi Efendi ruhiçün lillahil Fatiha, sene 1330, 29, Ramazan" yazılıdır. 
            Çarşambalı Ahmet Hamdi Efendi'nin icazet verdiği en meşhur öğrencilerinden biri İsmailağa Cemaatinin önderi Mahmut Ustaosmanoğlu'nun hocası Ahıskalı Ali Haydar Efendi'dir. Diğer öğrencileri arasında Prof. Dr. Şerif Mardin'in akrabalarından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medenî Hukuk Ordinaryus Profesörlerinden Ebül'ula Mardin ve Osmanlı'nın son dönem hattat ve ressamlarından olan Mimarzade Mehmet Ali Bey bulunmaktadır. Ayrıca İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medenî Hukuk Ordinaryus Profesörlerinden olan ve 1960 darbesiyle görevine son verilen akademisyenler içerisinde olan Kemalettin Birsen, Çarşambalı Ahmet Hamdi Efendi'nin oğludur.
            Çarşambalı Hüseyin Hüsnü Efendi
            Çarşamba ilçesi Şer'iyye Katibi Hacı Mahmut Efendi'nin oğlu olarak h.1289 (m.1872) yılında Çarşamba'da doğmuştur. Çarşamba ve Samsun'da bulunan çeşitli medreselerde tahsil görmüştür. 12 Haziran 1311'de Samsun Şer'iyye Mahkemesi 2. katipliğine tayin olunmuş, 21 Mayıs 1313'te de başkatip olmuştur. H. 1325 senesinden 1327'ye kadar Maraş Andırın'da ve 1328'den 1330'a kadar da İçel'e bağlı Ayaş Nahiyeleri niyabetinde bulunmuştur.1 Mayıs 1328'den itibaren de Makrî (Fethiye) ilçesi niyabetine tayin olunmuştur. 28 Kanunisani 1329 (25 Ocak 1914) tarihinde Ünye kadılığına tayin olunmuştur.
            Çarşambalı Mehmet Emin Efendi
            Çarşamba Müftülüğü ve Niksar Niyabeti yapmış bulunan Çakırzade Mustafa Rüştü Efendi'nin oğludur. H. 1266 (Aralık 1849) yılında Çarşamba Orta Mahallede doğmuştur. İlk öğreniminden sonra Hazinedarzade Osman Paşa Medresesi'nde okumaya başlamıştır. İlk olarak Terme'de niyabete başlamış; Alaçam'da niyabette bulunduktan sonra Niksar Şer'iyye Mahkemesine tayin olunmuştur. Babasının vefatı üzerine Çarşamba'ya geri gelmiş ve H. 1292 (1874) yılında Çarşamba Şer'iyye Mahkemesi katipliğine tayin olmuştur. H. 1301'de Sivas Vilayeti Merkez Şer'iyye Mahkemesi katibi olmuştur. Niyabete kabulüyle beraber Teşrinievvel 1300 (1884) yılında Sivas Gürün Naibi olmuştur. Daha sonrasında ikişer yıl aralıklarla Milas (Hamidiye), Tenûs, Islahiye, Koçgiri, Hafik, Bafra, Çarşamba, Tirebolu, Ordu, Sarmaşıklı (Bünyan-hamid) ve Aziziye kazaları niyabetinde bulunmuştur. En son Ağustos 1328'de (1912) Alucra kadılığına tayin olmuş ve Eylül 1330'da (1914) emekliye ayrılmıştır.
            Çarşambalı Mehmet Emin Efendi'ye İbtidaî Dahil Edirne müderrisliği ruûsu verilmiştir. Daha sonra, İzmir, Edirne Paye-i Mücerredi ve Mahreç Payesi (Paye-i Mücerredi ve Mahreç Payesi ilmî yönden kendini kanıtlamış ulemaya verilen payelerdendir) ile taltif edilmiş ve kendisine dördüncü rütbeden Osmanlı Nişanı verildi.  
            Çarşambalı Mustafa Hilmi Efendi
            Mehmet Ağa'nın oğlu olarak Mart 1269'da (Mart 1853) Çarşamba'nın Alibeyli köyünde doğmuştur. İlk öğreniminden sonra Çarşamba'da bulunan Arnavut Ali Bey Medresesi'nde Çarşamba eski Müftülerinden Müderris (öğretmen) Ali Zihni Efendi'den ders okumuştur. 1288'de Amasya'ya gitmiş ve orada  Müderris Şirvanîzade Hacı Mustafa Efendi'den ders okumuştur. Hocasından 1299 yılında icazetname aldıktan sonra burada Müderris Erzurumlu Ömer Efendi'den de Feraiz (Miras Hukuku) okuyarak icazet almıştır.
            1300 (1884) yılında Çarşamba'da bulunan Osman Paşa Medresesine müderris olarak tayin olunmuş burada bir süre görev yaptıktan sonra henüz 33 yaşında iken Mart 1302 (1886) yılında Çarşamba Müftüsü olmuştur. Şahsına İbtida-i Hariç Edirne Müderrisliği, Hareket-i Altmışlı ve Musıla-i Süleymaniye terfileri verilmiştir.
            28 Kanunisani 1321'de (1905) Çarşamba Müftüsü olarak görev yapmakta iken müftülük görevinden azledilmiştir.
            Çarşambalı Osman Fevzi Efendi
            Rum Mehmet Paşa ahfadından (torunlarından) Çarşambalı el-Hac Süleyman Sabri Efendi'nin oğlu olarak H. 1257 (1842) de Çarşamba'da doğmuştur. Çarşamba'da ilk öğrenimini gördükten sonra medresede Arapça ve dinî ilimler okumuş, feraiz (miras hukuk) okumuş ve iki icazetname almıştır. H. 1271 yılında İstanbul Bab Mahkemesi'ne girmiş ve Hz. 1289'da Boğazlıyan daha sonra Kastamonu'ya bağlı Ereğli, 1297'de Merzifon, 1300'de Goryan, 1304'de Tirebolu, 1306'da Marmara Ereğli, 1307'de Tırnova, 1309'da Buka, 1314'de Baalbek, 1317'de Umran, 1323'de Eceabat niyabetinde bulunmuş Haziran 1325'de (1909) görevden ayrılmıştır.
            H. 1295'te taşra ruusuna erişmiş ve Muharrem 1309'da (1891) Müsila-i Süleymaniye müderrisliği derecesine terfi etmiştir.
***
            Ebül'ula Mardin, "Huzur Dersleri" adlı kitabında Ramazan aylarında sarayda yapılan huzur derslerine katılan alimlerin isimlerini listeler halinde vermektedir. "Çarşambalı" ön adıyla burada kayıtlı birçok isim bu kitapta yer almakta ve Ebül'ula Mardin, ismi anılan bazı alimlerin hayatları hakkında da bilgi vermektedir. Fakat anılan kişilerin tamamının hayatları hakkında kitapta bilgi verilmediğinden "Çarşambalı" olarak nitelenen bu kişilerin İstanbul Fatih'te bulunan Çarşamba semtinden mi yoksa Samsun Çarşambadan mı oldukları tam anlaşılamamaktadır. Bu isimlerden bazıları şöyle: Çarşambalı Muhammed Efendi (Ayaklı Kütüphane diye meşhur), Çarşambalı Said Efendi, Çarşambalı Mustafa Efendi (H. 1247'de saray hocalığına tayin edilmiş, Yeniçeri ocağı kaldırılırken de sarayda hazır bulunanlardandır.), Çarşambalı Mehmed Efendi, Çarşambalı Mehmed Said Efendi, Çarşambalı Hacı Muhammed Said Efendi, Çarşambalı Veliyyüddin Efendi...
Not: Yazının hazırlanmasında Ord. Prof. Dr. Ebül'ula Mardin'in "Huzur Dersleri" (İsmail Akgün Matbaası, İstanbul, 1951.) adlı eserinden ve  Sadık Albayrak'ın "Son Devir Osmanlı Uleması 1-5" (Medrese Yayınevi, İstanbul, 1980.) adlı eserinden istifade edilmiştir.

           

17 Mart 2018 Cumartesi

Osmanlı'nın Son Dönem Ulemasından Çarşambalı Ahmet Hamdi Efendi



               Çarşambalı Ahmet Hamdi Efendi, H. 1264 yılında (M. 1848) Çarşamba'nın Biçme köyünde doğmuştur. Köy hocası Mustafa Efendi'nin oğludur.
            Köyünün sıbyan mektebinde Kur'an-ı Kerim Kıraati ve dinî ilimler tahsil ettikten sonra, Çarşamba Süleyman Paşa Medresesi'nde biraz Arapça sarf ve nahiv tahsili yapmış daha sonra Amasya’da tekrar Arapça nahiv ve dinî ilimler okuduktan sonra biraz da mantık dersi okumuştur. H. 1288'de İstanbul’a gelerek zamanın birkaç büyük üstadından yüksek ilimler tahsil edip Huzur Dersleri Muhataplarından (Ramazanlarda sarayda padişah huzurunda takrir olunan derslere hazır bulunan ilmiye sınıfına kullanılan bir tabir) Kayserili Sabık Müsteşar Hacı Derviş Efendi’nin dersine devamla kendisinden icazet almıştır.
            H. 1295'te yapılan Rüûs (Medrese tahsilini bitirip imtihanda başarılı olanlara verilen beraatın adı) imtihanında başarılı olmuş ve o yıl Beyazıt Camii Şerifi'nde öğretime başlayarak H. 1313 yılında ilk talebesine icazet vermiştir. Bundan sonra aralıksız eğitim öğretim faaliyetlerine devam etmiştir.
            H. 1303 de yapılan tedris-i ilmi feraiz imtihanında başarılı olarak Beyazıt Camii Şerifinde belirli zamanlarda vazifesine devam etmiştir. H. 1305'te yapılan Fetvahaneye giriş imtihanında dördüncü dereceden kazanarak o yıl Fetvahane Tahtani Pusla (Fetvahane "Pusla Odası", "Fetva Odası" ve "İlamat Odası" olmak üzere üç birimden oluşmaktaydı. Pusla Odasındaki yetkililer sorulan fetvaları bir pusula ile fetva odasına soralardı) odasına devamla H. 1306'da ikinci sınıfa tayin olmuş yine aynı yıl birinci sınıfa terfi etmiş ve H. 1307'de Fetvahane Fevkani Müsvedde odasına müdavim sınıfa kaydolmuş daha sonra kendisine istima’i muhakemat hizmeti de verilmiştir. H. 1322 de mülazım sınıfına (subaylık) kaydolmuş H. 1326 da Fetvahaneden ayrılmış ve H. 1326'da M. 16 Ekim 1908'de 83 oyla Canik (Samsun) mebusu (milletvekili) olarak Meclis-i Mebusan'a  girmiştir. İkinci ve dördüncü devrede de milletvekilliği görevini sürdürmüştür.
            Huzur Derslerine H. 1322 – 1326 da muhatab , H. 1327'den 1331 yılına kadar mukarir (Ramazan aylarında sarayda ders okutan alimlere verilen isim) olarak katılmış, muhatablığında dördüncü rütbeden Mecidî ve Osmanî nişanları ile taltif olunmuştur. İbtidai Hariç İstanbul Müderrisliği ile başladığı medrese hocalığını, medrese hocalığının en üst mertebelerinden biri olan Hâmise-i Süleymaniye mertebesine kadar terfien sürdürmüştür.
            Çarşambalı Ahmet Hamdi Efendi'nin kabri Fatih Camii türbe kapısının yanındaki hazirenin en sonunda bulunmaktadır. Mezar taşı kitabesinde: "haza kabru ustaz’ilkül Çarşambavî el-Hac Ahmet Hamdi Efendi ruhiçün lillahil Fatiha, sene 1330, 29, Ramazan" yazılıdır. 
            Çarşambalı Ahmet Hamdi Efendi'nin icazet verdiği en meşhur öğrencilerinden biri İsmailağa Cemaatinin önderi Mahmut Ustaosmanoğlu'nun hocası Ahıskalı Ali Haydar Efendi'dir. Diğer öğrencileri arasında Prof. Dr. Şerif Mardin'in akrabalarından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medenî Hukuk Ordinaryus Profesörlerinden Ebül'ula Mardin ve Osmanlı'nın son dönem hattat ve ressamlarından olan Mimarzade Mehmet Ali Bey bulunmaktadır. Ayrıca İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medenî Hukuk Ordinaryus Profesörlerinden olan ve 1960 darbesiyle görevine son verilen akademisyenler içerisinde olan Kemalettin Birsen, Çarşambalı Ahmet Hamdi Efendi'nin oğludur.
Not: Yazının hazırlanmasında Ebül'ula Mardin'in Huzur Dersleri adlı kitabından istifade edilmiştir.



13 Ekim 2017 Cuma

"arkesanat" Üçüncü Sayısıyla Raflarda


Çarşamba Ali Fuat Başgil Anadolu Lisesi tarafından yayınlanmaya başlayan "arkesanat" dergisinin üçüncü sayısı çıktı. İlk sayısında amacını ve nedenini "Neden arkesanat? Çünkü sormanın ilk hallerinden biri olan arke problemine atıfta bulunduk. Her bir cümlemiz, varlığımız ve ne idiğimize dokunsun ve onlardan neşet eden çözüm yolları oluşsun istedik. Nedir arkesanat ? “arkesanat”, Çarşamba Ali Fuat Başgil Anadolu Lisesi kaynaklı, Çarşamba menşeli, derdi Türkiye, derdi dünya, derdi “iyi bir şey yapmak” olan bir yayındır. Cümlelerimiz -bir katre olsun- hayatınıza değer katsın isteriz. Kattığımız değer ile ölçüleceğimizin bilincindeyiz." diyerek ortaya koyan "arkesanat" üçüncü sayısıyla raflardaki yerini aldı. 
Okul menşeli bir dergi olmakla beraber etki alanını tüm Türkiye olarak belirleyen ve devamlılığı da esas tutan derginin ilk sayısında yayın ekibinde karşımıza çıkan iki öğretmenden biri ve dört öğrencinin dördü de artık o okulda değil. Fakat aynı simaları yine bu sayıda da karşımızda buluyoruz. Okullarda genelde bir heyecanla başlayan ve birkaç istekli ve idealist öğretmenin sırtında giden fakat sonradan o öğretmenlerin tayini veya çeşitli sebeplerle akim kalan okullardaki dergiciliğin "arkesanat"ın da başına gelmemesini diliyoruz. Okulun Felsefe öğretmeni olan ve aynı zamanda derginin Genel Yayın Yönetmenliği'ni üstlenen Ömer Vural hocamın dergi konusundaki istekliliği ve azminin "arkesanat"ın başına böyle bir şey gelmeyecektir ümidini bizde artırdığını söyleyebilirim. Samsun kamuoyunun Çarşamba'da düzenlenen kitap fuarlarının organizesinde görev alan en önemli kişilerden biri olarak da tanıdığı Ömer Vural hoca Türkiye çapında yayın yapan çeşitli dergilerde ve "arkesanat"ta şiirleri yayınlanan bir şair ve derginin felsefe bölümünün de mesulü.
Edebiyat, kültür, sanat alt spotuyla okuyucu karşısına çıkan "arkesanat" içerik olarak da zengin. Çarşamba özelinde tüm Samsun ve Türkiye'nin kültürel birikimine çok ciddi bir katkı sunacağından emin olduğum derginin muhtevası çok renkli. İçerisinde şiir, hikaye, deneme tarzı yazılar olduğu gibi özelde yerele ama genelde umuma hitap eden dosya konularının yanı sıra sinema yazıları, film eleştirileri, felsefe bölümü ve kelime bölümleri derginin muhtevasına değişik bir hava katıyor.
İkinci ve üçüncü sayılarında birer dosya ile karşımıza çıkan derginin belirlediği konular hem yerele hem de ülke geneline hitap eder cinsten. Acizane şahsımın da bir yazısının yer aldığı ikinci sayıdaki dosya konusunu "Çarşamba'yı Sel Aldı" olarak belirleyen derginin bu sayısındaki dosya konusu Çarşamba'nın önemli değerlerinden "Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil"
            Dosya konularının yanı sıra birbirinden bağımsız ve farklı konulardaki yazı ve şiirlerin serpiştirildiği dergi gerçekten okuyanın elinden bırakamayacağı ve merakla okuyacağı cinsten. İlk sayısından itibaren Sadık Yalsızuçanlar, Mustafa Ruhi Şirin, Bilal Sami Gökdemir, Sıddık Akbayır, Selvigül Kandoğmuş Şahin, Kaan Murat Yanık gibi tanınan isimlerin yazı, şiir ve denemeleri dergide yer aldı. Dergiyi Samsun'un yanı sıra İstanbul, Ankara, Amasya, Konya, İzmir, Kayseri, Bursa, Mardin gibi bazı şehirlerde de bulmak mümkün.

            Derginin bu son sayısı olan üçüncü sayısında dosya konusu olan "Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil"le ilgili Prof.Dr.Mustafa Kara'nın Vefatının 50. Yılında Ali Fuat Başgil, Doç.Dr.Mustafa Said Kurşunoğlu'nun Ali Fuad Başgil ve Siyasi Mücadelesi, Emrullah Kılıç'ın Materyalizm Karşısında Ali Fuad Başgil ve Yasemin Kahraman'ın  Ali Fuad Başgil Sempozyumu'ndan Kesitler yazılarının yanı sıra Sadık Yalsızuçanlar'ın Semazen Dönerci, Mustafa Aydoğan'ın Başka, Ebru Akkuş'un Çaresizlik Denizindeki Can Halatı, Orhan Aydoğdu'nun Âlem-i Misal, Güçer Kafa'nın Rabia,  Yılmaz Türker Demirbaş'ın Şehir ve Nun, Hüseyin Ak'ın Bir Nazar Kıl ki Serinleyim / Sevineyim, İsmail Delihasan'ın Kendilik Nedir?, Cahid Efgan Akgül'ün Hoşçakal Balıkları, Halime Yıldız'ın Kırık Kanatlar, Mustafa Karaosmanoğlu'nun Sayılar, Ahmet Sezgin'in Aşk Medeniyetine Yolculuk, Vahdettin Baran'ın Karanlığa Serenat, Fatih Duman'ın Bir Fotoğrafım Olsa Yalnızca Siyah ve Beyaz, Kübra Abukan'ın Bahar Esintisi, Hüseyin Doğan'ın Ölme Çiçeği, Ömer Vural'ın İyioyuncu, Ebru Akkuş'un İlhami Çiçek Üzerine Söylenenler / Adnan İpekdal'ın Aksâ Mersiyesi, Ömer Vural'ın Yaşama Sanrısı, Servet Küçükkerniç'in Bir Ayrılık Bir Yoksulluk Bir Ölüm, Sıddık Akbayır'ın Biz Mevlâna'dan Ne Anlarız?, Mehmet Alp Güven'in Zanaattan Sanata Sepetteki Mısralar, Adem Tokur'un Al Pacino : Ferrari Süren Kör, Harun Apaydın'ın Türk Sinemasında Samimiyetin Yönetmeni : Çağan Irmak, Mehmet Kemiksiz'in Bir Orkestra Şefi : Kaymakam Günalp Varol, İsmail Irmacık'ın Film Üzerinden Yaratıcı Okumalar, Hasan Baylan'ın Şair Yürekli Bahadırlar ve Ömer Vural'ın Görecilik Üzerine adlı eselerini okumak mümkün.


19 Mayıs 2017 Cuma

Çarşamba'yı Sel Aldı

           

             Bir Çarşambalının memleketinden ayrılıp gurbete gittiğinde, nereli olduğu sorusunun ardından vereceği "Çarşambalıyım" cevabından sonra muhatabı olduğu ilk soru "Gerçekten Çarşamba'yı sel aldı mı?" sorusu olacaktır. Tabi ki, Çarşamba'yı sel alıp almadığının merak edilmesinin sebebi "Çarşamba'yı Sel Aldı" türküsü. Kendisi de Çarşambalı olan rahmetli Yıldıray Çınar, anonim olan "Çarşamba'yı Sel Aldı" türküsünü tüm Türkiye'de meşhur etmiş ve 1970 yılında Çarşamba'da türküyle aynı adı taşıyan "Çarşamba'yı Sel Aldı" adıyla çektiği filmle de hem Çarşamba'nın hem de türkünün tüm Türkiye'de tanınırlığını kuvvetlendirmiştir. Sonraki yıllarda türküyü Adalet Büyükkaya'dan Hülya Polat'a, Orhan Hakalmaz'dan Mahsun Kırmızıgül'e, Burçin'den Yavuz Bingöl'e birçok şarkıcı seslendirdi ve türkünün nâmesi ve sözleri hem zihinlerde hem de gönüllerde yer edindi.
            Peki, gerçekten Çarşamba'yı sel aldı mı? Tabi ki, hem de sayısını bilmediğimiz kadar çok. Şu an Ayvacık ilçesi sınırları içerisinde bulunan barajlar inşa edilmeden önce sel, Çarşamba'nın bir yıl olmazsa diğer yıl mutlaka gerçekleşen neredeyse sıradanlaşmış bir gerçeğiymiş. Çarşamba'yı ilk defa ne zaman selin aldığı bilinmemekle beraber Çarşamba'nın tarihsel gelişimine biraz değinelim istiyorum.
            Çarşamba'nın şu an bildiğimiz merkezinde yerleşimlerin ne zaman başladığı ve ilçenin kimler tarafından kurulduğu net olarak bilinmemektedir. Fakat Çarşamba'da bulunan ve yapım yılları 1200'lerin başlarına kadar dayanan Göğceli ve Şeyh Habil Camileri, ilçede Müslüman nüfusun uzun zamandır var olduğunu da göstermektedir. Şu anki ilçe merkezinde kurulan ve çarşamba günleri kurulduğu için daha sonradan ilçenin adının da verilmesine sebep olan pazar dolayısıyla ilçe merkezinde yerleşimin arttığı düşünülebilir. İlçenin ovada kurulu oluşu ve iklim şartları itibarıyla bölgenin meyve ve sebze ziraatına uygun oluşu Çarşamba'da kurulan pazarın gelişimini de beraberinde getirmiştir. Ovada yetişen ürünlerin yanı sıra ilçeyi ikiye bölen Yeşilırmak üzerinde kayıklarla yapılan taşımacılık sayesinde Ayvacık ve Salıpazarı'nın yüksek kesimlerinden de çeşitli ürünlerin pazara geldiği ve çeşitlilik oluşturduğu varsayılabilir.
            Çarşamba ovasının yakın geçmişe kadar bazı bölgelerinin bataklık ve sazlık alanlar olduğu ve 1900'lü yıllarda ancak kurutulabildiği ve ıslah edildiği bilinmektedir. Hatta ilçenin doğu yakasında bulunan ırmağın eski yatağı "Körırmak" bataklık ve sazlık halindeyken yakın zamanda ıslah edilmiş ve imara açılmıştır. Özellikle ovanın doğu yakasında denize yakın köylerin büyük bölümü Cumhuriyet döneminde yerleşime açılmış ve yeni oluşan arazilere diğer köylerden ve ilçe dışından gelen göçlerle yerleşim sağlanmıştır. Islah çalışmaları öncesinde sivrisineklerden dolayı halkın çok rahatsızlığının olduğu ve hatta sivrisinekler sebebiyle ilçede yakın zamana kadar sıtma salgınlarının yaşandığı ve bu salgınlarda yüzlerce insanın öldüğü de bilinmektedir.
            Çarşambadaki bilinen sel ve su taşkını hadiselerine gelmeden önce sel ve su taşkını arasındaki farka değinelim. Sel, dağların dik yamaçlarından düşercesine inen ve bu sırada yolu üzerinde bulunan taşı, toprağı aşağı indiren ve çevresine hasar veren şiddetli akıntıya verilen isimken, su taşkını ise akarsuların çeşitli sebeplerle yatağından taşarak etrafındaki arazilere, yerleşim yerlerine veya canlılara zarar vermesi olarak tanımlanabilir. Bu manada şunu söyleyebiliriz. Çarşamba, hem seller hem de su taşkınlarına maruz kalmıştır. Samsun Meteoroloji İstasyonu verilerine göre yıllık toplam yağış miktarı (1974-2003) 670.2 mm’dir. İl sınırları içerisinde yağış miktarları batıya, doğuya ve iç kesimlere doğru gidildikçe değişmektedir. Nitekim Bafra’da yıllık yağış toplamı 754.9 mm, Havza’da 623 mm ve biraz daha yüksek olan Ladik’te 704 mm iken Çarşamba’da yıllık yağış miktarı 985.9 mm'dir. Sel oluşumunda bir gün içerisinde düşen yağış miktarı, özellikle kısa sürede çok su bırakan yağışlar daha etkili olmaktadır. Bu sel ve taşkınlar çevreye, ekili - dikili alanlara zarar vermenin yanında ölümlere de sebebiyet vermişlerdir. Mesela 28 Haziran 1967 tarihinde gerçekleşen sel felaketinde ırmak kenarında bulunan Boyacılı köyünden dokuz kişi vefat etmiş; 1 Temmuz 2006 tarihinde Çarşamba Köroğlu köyünde yaşanan felakette sel sularına kapılan bebeğini kurtarmaya çalışan cami imamı ve kundaktaki bebeği sel sularına kapılarak vefat etmiştir. Yeşilırmak'ın Çarşambayla buluştuğu dik yamaçlarda 1971 - 1981 yılları arasında  inşa edilen Hasan Uğurlu ve 1975 - 1982 yılları arasında inşa edilen Suat Uğurlu Hidro Elektrik Santralleri ile Abdal Deresi üzerine 1985 - 1988 yılları arasında sulama amaçlı olarak inşa edilen Çakmak Barajı'nın su tutmaya başlaması ve suyun kontrollü olarak salınması ile Çarşamba ovası içerisinde yakın zamanda yapımı tamamlanan sulama kanalları neticesinde Çarşamba ve çevresindeki sel ve taşkınlar tamamen son bulmasa da ciddi oranda azalmıştır. Ayrıca sel ve taşkınların yanı sıra özellikle Ayvacık ve Salıpazarı'nın Çarşamba ovasına bakan yamaçlarında ve bu ilçelerde selle beraber meydana gelen heyelanlarda da hem can kayıpları hem de maddi kayıplar yaşanmıştır.  Çarşamba ovasında sel ve taşkınlara sebebiyet veren sadece Yeşilırmak değildir. Yeşilırmak'ın yanında Abdal Deresinde meydana gelen bazı taşkınlarda maddi hasarlara sebebiyet vermiştir. Samsun ili genelinde 1960'lardan 2012'ye kadar 96 adet sel ve taşkın tespit edilmiştir. Tespit edilen sel ve taşkınların sayısal olarak ciddi oranı Çarşamba'da gerçekleşmiştir. 1960'lı yıllardan itibaren Çarşamba'da gerçekleşmiş bazı sel ve taşkınları inceleyelim.
Akarsuyun Adı
Taşkın Debi (m3 / sn)
Tarih
Yeşilırmak
920
27/04/1963
Yeşilırmak
1914
28/06/1967
Yeşilırmak
1288
14/03/1968
Yeşilırmak
921
28/04/1969
Yeşilırmak
973
14/06/1975
Yeşilırmak
979
29/04/1977
Yeşilırmak
1160
11/04/1978
Yeşilırmak
1475
15/05/1980
Yeşilırmak
902
27/05/1986
Yeşilırmak
1641
01/07/1988
Yeşilırmak
1417
13/05/1990
Yeşilırmak
1000
24/06/1992
Yeşilırmak
?
05/06/1998
Yeşilırmak
?
27/05/2000
Yeşilırmak
?
01/07/2006
Yeşilırmak
?
3-4/07/2012
Abdal Deresi
230
28/04/1974
Abdal Deresi
460
30/04/1975
Abdal Deresi
290
18/03/1977
Abdal Deresi
330
15/10/1983
Abdal Deresi
320
26/05/1986
            1960'lardan bu yana bilebildiğimiz bazı sel ve su taşkınlarının listesi böyle. Bu kadar sık sel ve taşkına maruz kalan halk da tabi ki sel ve taşkınlara karşı önlemlerini almaya çalışmıştır. Fakat çoğu zaman da suların karşısında duramamış ve hem ev hem de arazisinde hasarlar görmüştür. Sel ve taşkınların bir de kârlıları vardır tabi. Selle beraber dağlardan ırmağın getirdiği odunları toplayıp da kışlık odununu yapanlar da az değildi. Hatta ırmak içerisinde yüzen odun ve ağaç parçalarını iplerle tutmaya çalışan insanlara dahi rastlamak mümkündü. Irmak sularının çok yükseldiği dönemlerde ilçe merkezindeki betonarme köprü yapılmadan önce ilçenin iki yakasını birbirine bağlayan tahta köprünün de sellerde hasar gördüğü ve hatta bazı bölümlerinin tamamen yıkıldığı da bilinmektedir. 1931 yılında ırmak üzerine betonarme köprü yapıldıktan sonra sel sularının getirdiklerini izlemek halk arasında eğlencelere dahi konu olmuş. Irmak sularının çok yükseldiği ve neredeyse köprünün altına değdiği dönemlerde insanlar köprü üzerine çıkar ve selin getirdiği kütüklerin köprüye çarpmalarını izlerlermiş. Bu da halkımızın felaketi eğlenceye çevirme şekli...
            Gelelim şimdi de Çarşamba denince ilk akla gelen "Çarşambayı Sel Aldı" türküsünün hikâyesine... Turgut Çeviker'in hazırladığı "Çarşamba Kitabı I" adlı eserde türkünün hikâyesi şöyle anlatılmış:
            "Ahmet, Abdal Deresi'nin kıyısında yerleşmiş yoksul köy ailelerinden birinin oğluydu. Baharla birlikte -yıllarca süren- karasevdası karşılık bulmuş, Melek kalbini açmıştı. Kısa zamanda yüzük takıp, nişanlandılar.
            Ahmet, yapraklar sararmaya durduğunda orduya yollandı. Melek ise gözyaşlarıyla baş başa kaldı. Ağaoğlu Mehmet Ali, Melek'e göz koydu. Ahmet'in arkadaşları ne kadar uyardılarsa kar etmedi. Melek reddetti Mehmet Ali'yi. Bunun üzerine Ağaoğlu adamlarıyla Melek'i dağa kaldırdı. Kötü haberi kuşlar uçurdu Ahmet'e... Kısa günde uçageldi aşkın delikanlısı. Kuşandı atını, silahını; arkadaşlarıyla düştü yollara. Dağ tepe demedi gece gündüz Melek'i aradı.
            ´Meleeeeek... Meleeeeek...´ diye çığıra çığıra sesi uçtu.
            Önce bir çakal yağmuru uç verdi. Sonra şimşek, şimşek içinden çıktı. Çatırdadı koca gökyüzü. Işınlar sonsuz yeşil ovayı renkten renge soktu... Ne yağmur, ne silinen izler, aşkın atlılarını durduramadı.
            Tufan ikinci kez yaşanıyordu sanki. 
            Yağmur Yeşilırmak'ı boğuverdi. O uçsuz bucaksız ova kaynayarak akan bir göle dönüştü. Caniklerden aşağılara doğru bir çığ gibi önüne kattığı her şeyi sürükledi sel. Evler, insanlar, bebek beşikleri, hayvanlar, öküz arabaları, ağaçlar, büyük küçük kayıklar Çaltı Burnu'na doğru sürükleniyordu.
            Sonunda duruverdi yağmur. Güneşle parladı yeşil cennet. Usul usul bir gökkuşağı belirdi... Sular günbegün çekildi... Çekildikçe hayat yeniden kurulmaya başladı. Yaralar sarılıyor, evler onarılıyordu. Abdal Deresi'nin -Yeşilırmak'a katılmak üzere- döküldüğü yamanın başında ahali toplanmaya başladı. Derenin eğimle indiği yamanın dibinde büyük bir kaya parçası vardı; onun üstünde ise iki insan. Melek ile Ahmet'ti onlar. El ele tutuşmuş sırtüstü öylece yatıyorlardı. Ahali, sel acısını unutmuş, onlara yanıyordu. Hüzün yerini gözyaşına bıraktı... Taş, yedi yerinden yarıldı ve her birinden bir servi boyu su fışkırmaya başladı.
            Bu hazin aşka doğa gözyaşı döküyordu.
            Ahali, şaşkınlığın ardından dualar okumaya başladı. Dualar içten mırıltılara. Yıllardır can alan sellerle örselenmiş insanların acısını dile getiren dizelere dönüştü.  
            İşte rivayet ol rivayet... Derler ve hikaye ederler ki Çarşamba'yı Sel Aldı türküsü bu acı mırıltılardan doğdu.
            Yedi yerinden su fışkıran kayanın olduğu yerde bir su değirmeni kuruldu. Ve o yöre o gün bu gündür Değirmenbaşı olarak anıldı. Çınar ağaçlarının gölgelediği ahşap değirmenin yedi taşı vardı. Yedi oluğuna su veren set üzerinden yedi kez yürümek, sağ ve sol omuz üzerinden yedişer kez su atmak uğur sayıldı. Her Hıdırellez'de bu yaşandı..1970'lerde değirmenin yıkımına değin bu gelenek sürdü."
            "Çarşamba'yı Sel Aldı türküsünün değişik söylenişleri bulunmakla beraber "Nejat Buhara tarafından derlenip 1979 yılında TRT repertuarına giren şekliyle türkünün sözleri şöyle:
Çarşamba’yı sel aldı
Bir yâr sevdim el aldı (Aman Aman)
Keşke sevmez olaydım
Elim koynumda kaldı (Aman Aman)

Oy ne imiş ne imiş (Aman Aman)
Kaderim böyle imiş
Gizli sevda çekmesi (Aman Aman)
Ateşten gömlek imiş

Çarşamba yazıları
Körpedir kuzuları (Aman Aman)
Allah alnıma yazmış
Bu kara yazıları (Aman Aman)

A dağlar ulu dağlar (Aman Aman)
Yârim gurbette ağlar
Yâri güzel olanlar (Aman Aman)
Hem ah çeker hem ağlar

Yararlanılan Kaynaklar
- Kemalettin Şahin - "Çarşamba Ovası ve Yakın Çevresinde Sel Afeti (27 Mayıs 2000)", Türk Coğrafyası Dergisi, Sayı:39, İstanbul, 2002, s.79-95.
- Muhammet Bahadır - "Samsun'da Meydana Gelen 4 Temmuz ve 6 Ağustos 2012 Taşkınlarının Klimatik Analizi", İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Coğrafya Dergisi, Sayı:29, İstanbul, 2014, s.28-50.
- Halil İbrahim Zeybek - "Samsun İlinde Etkili Olan Başlıca Doğal Afetler", Samsun Araştırmaları (Editör: Cevdet Yılmaz) Samsun Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı, Samsun, 2013, s.417-428.
- Muzaffer Başkaya - "Cumhuriyetin İlk Yıllarında Çarşamba'da Sıtma Mücadelesi", Çarşamba Araştırmaları (Editör: Cevdet Yılmaz) Çarşamba Belediyesi Kültür Yayınları, Samsun, 2014, s.85-101.
- Turgut Çeviker - Çarşamba Kitabı I - 1992, İris Yayınları, İstanbul, 1992.

- Nejat Buhara (Türküyü Derleyen) - TRT Müzik Dairesi Yayınları, THM Repertuar Sıra No: 204D (Çarşamba'yı Sel Aldı)

8 Nisan 2017 Cumartesi

Çarşamba'yı Sel Aldı Türküsünün Hikayesi

             Bir Çarşambalının memleketinden ayrılıp gurbete gittiğinde, nereli olduğu sorusunun ardından vereceği "Çarşambalıyım" cevabından sonra muhatabı olduğu ilk soru "Gerçekten Çarşamba'yı sel aldı mı?" sorusu olacaktır. Tabi ki, Çarşamba'yı sel alıp almadığının merak edilmesinin sebebi "Çarşamba'yı Sel Aldı" türküsü. Kendisi de Çarşambalı olan rahmetli Yıldıray Çınar, anonim olan "Çarşamba'yı Sel Aldı" türküsünü tüm Türkiye'de meşhur etmiş ve 1970 yılında Çarşamba'da türküyle aynı adı taşıyan "Çarşamba'yı Sel Aldı" adıyla çektiği filmle de hem Çarşamba'nın hem de türkünün tüm Türkiye'de tanınırlığını kuvvetlendirmiştir. Sonraki yıllarda türküyü Adalet Büyükkaya'dan Hülya Polat'a, Orhan Hakalmaz'dan Mahsun Kırmızıgül'e, Burçin'den Yavuz Bingöl'e birçok şarkıcı seslendirdi ve türkünün namesi ve sözleri hem zihinlerde hem de gönüllerde yer edindi.
            Gelelim şimdi de Çarşamba denince ilk akla gelen "Çarşambayı Sel Aldı" türküsünün hikayesine... Turgut Çeviker'in hazırladığı "Çarşamba Kitabı I" adlı eserde türkünün hikayesi şöyle anlatılmış:
            "Ahmet, Abdal Deresi'nin kıyısında yerleşmiş yoksul köy ailelerinden birinin oğluydu. Baharla birlikte -yıllarca süren- karasevdası karşılık bulmuş, Melek kalbini açmıştı. Kısa zamanda yüzük takıp, nişanlandılar.
            Ahmet, yapraklar sararmaya durduğunda orduya yollandı. Melek ise gözyaşlarıyla baş başa kaldı. Ağaoğlu Mehmet Ali, Melek'e göz koydu. Ahmet'in arkadaşları ne kadar uyardılarsa kar etmedi. Melek reddetti Mehmet Ali'yi. Bunun üzerine Ağaoğlu adamlarıyla Melek'i dağa kaldırdı. Kötü haberi kuşlar uçurdu Ahmet'e... Kısa günde uçageldi aşkın delikanlısı. Kuşandı atını, silahını; arkadaşlarıyla düştü yollara. Dağ tepe demedi gece gündüz Melek'i aradı.
            ´Meleeeeek... Meleeeeek...´ diye çığıra çığıra sesi uçtu.
            Önce bir çakal yağmuru uç verdi. Sonra şimşek, şimşek içinden çıktı. Çatırdadı koca gökyüzü. Işınlar sonsuz yeşil ovayı renkten renge soktu... Ne yağmur, ne silinen izler, aşkın atlılarını durduramadı.
            Tufan ikinci kez yaşanıyordu sanki. 
            Yağmur Yeşilırmak'ı boğuverdi. O uçsuz bucaksız ova kaynayarak akan bir göle dönüştü. Caniklerden aşağılara doğru bir çığ gibi önüne kattığı her şeyi sürükledi sel. Evler, insanlar, bebek beşikleri, hayvanlar, öküz arabaları, ağaçlar, büyük küçük kayıklar Çaltı Burnu'na doğru sürükleniyordu.
            Sonunda duruverdi yağmur. Güneşle parladı yeşil cennet. Usul usul bir gökkuşağı belirdi... Sular günbegün çekildi... Çekildikçe hayat yeniden kurulmaya başladı. Yaralar sarılıyor, evler onarılıyordu. Abdal Deresi'nin -Yeşilırmak'a katılmak üzere- döküldüğü yamanın başında ahali toplanmaya başladı. Derenin eğimle indiği yamanın dibinde büyük bir kaya parçası vardı; onun üstünde ise iki insan. Melek ile Ahmet'ti onlar. El ele tutuşmuş sırtüstü öylece yatıyorlardı. Ahali, sel acısını unutmuş, onlara yanıyordu. Hüzün yerini gözyaşına bıraktı... Taş, yedi yerinden yarıldı ve her birinden bir servi boyu su fışkırmaya başladı.
            Bu hazin aşka doğa gözyaşı döküyordu.
            Ahali, şaşkınlığın ardından dualar okumaya başladı. Dualar içten mırıltılara. Yıllardır can alan sellerle örselenmiş insanların acısını dile getiren dizelere dönüştü.  
            İşte rivayet ol rivayet... Derler ve hikaye ederler ki Çarşamba'yı Sel Aldı türküsü bu acı mırıltılardan doğdu.

            Yedi yerinden su fışkıran kayanın olduğu yerde bir su değirmeni kuruldu. Ve o yöre o gün bu gündür Değirmenbaşı olarak anıldı. Çınar ağaçlarının gölgelediği ahşap değirmenin yedi taşı vardı. Yedi oluğuna su veren set üzerinden yedi kez yürümek, sağ ve sol omuz üzerinden yedişer kez su atmak uğur sayıldı. Her Hıdırellez'de bu yaşandı..1970'lerde değirmenin yıkımına değin bu gelenek sürdü."