Kandil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kandil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mayıs 2016 Perşembe

İsra ve Mirac


            Peygamberlerin peygamberliklerinin ispatlarından biri de Allah tarafından kendilerine bahşedilmiş olan mucizelerdir. Mucize herkes tarafından gerçekleştirilemeyecek ve normal koşullar altında gerçekleşmesi mümkün olmayan bazı olayların Allah’ın izni ile peygamberler eliyle gerçekleşebilmesidir. Kur’an-ı Kerim’den anladığımıza göre birçok peygambere Allah mucize bahşetmiştir. Hz. Musa’nın denizi ortadan ikiye ayırması, Hz. Süleyman’ın hayvanların dilinden anlaması, Hz. İsa’nın beşikteyken konuşması gibi hadiseler peygamberlere Allah tarafından bahşedilmiş olan mucizelerdendir.
            Diğer peygamberlere bazı mucizeler bahşedildiği gibi peygamberimize de bazı mucizeler bahşedilmiştir ki, o mucizelerden muhakkak ki en büyüğü Kur’an-ı Kerim’dir. Peygamberimize bahşedilen mucizelerden biri de İsra ve Mirac mucizesidir. “Gece yürüyüşü” manasına gelen “İsra”, peygamberimizin Recep ayının 27. gecesi bulunduğu şehir olan Mekke’den Müslümanların ilk kıblesi olan Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa’ya götürülmesidir. “Yükselme” anlamına gelen “Mirac” ise peygamberimizin Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa’dan Allah’ın katına yükseltilmesidir. İsra suresinin ilk ayetinde Allah; “Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz o, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” buyurmaktadır. Ayetten de açık bir şekilde anlaşıldığı üzere, peygamberimiz bir gece Mekke’den Kudüs’e Allah’ın izniyle götürülmüştür. İsra hadisesi Kur'an’-ı Kerim’de açıkça belirtildiği halde mirac hadisesi ise Kur’an-ı Kerim’de yer almamaktadır. Fakat peygamberimizden rivayet edilen birçok hadis-i şerifte mirac hadisesinden ve yaşananlardan bahsedilmektedir. Rivayetlerde bu gecede peygamberimize verilen üç önemli şeyden bahsedilmektedir. Bunlar;
·         Beş vakit namazın farz kılınışı
·         Bakara sûresinin son iki ayetinin vahyedilmesi (Halk arasında “amenerrasulü” diye bilinen ayetler)
·         Peygamberimizin ümmeti olup Allah’a şirk koşmayanların büyük günahlarının affedileceği. (Müslim, İman, 279)
İslam kelamında tartışma konusu olmuş olan bir konu da miracın nasıl gerçekleştiğidir. Bazı âlimler miracın ruhen gerçekleştiğini iddia ederken bazı âlimler ise miracın bedenen gerçekleştiğini iddia etmektedirler. Ekser kahiriyetin görüşü ise miracın bedenen gerçekleştiği yönündedir. Son dönemde bazı düşünürlerin miracı kabul etmeyen görüşlerine ise kesinlikle katılmamaktayız. Çünkü tevatür derecesinde nesillerden nesillere aktarılmış bir hadisenin reddi hiç de mantıklı gelmemektedir.
Peki, “İsra” ve “Mirac” neden gerçekleşti? Bunun bir gerekçesi var mıydı veya buna benzer bir hadiseyi daha önceden yaşayan kimse var mıdır? İsra ve mirac hadisesi hicretten on altı ay kadar önce peygamberimizin eşi ve en büyük destekçisi olan Hz. Hatice ile peygamberimizi küçüklüğünden itibaren kollayan, onu büyüten amcası Ebu Talib’in vefat ettiği yıl olan ve hüzün yılı diye adlandırılan yıl gerçekleşmiştir. Aynı zamanda bu yıllar Müslümanlara müşrikler tarafından boykotun gerçekleştirildiği ve Müslümanların müşriklerin yoğun tecavüzlerine ve tecritlerine maruz kaldıkları yıllardır. Peygamberimizin çok bunaldığı ve kendini belki de yalnız hissettiği bir dönemde isra ve mirac hadisesinin gerçekleşmesi genel olarak peygamberimizin Allah tarafından teselli edilmesi ve yalnız bırakılmadığının ona hissettirilmesi olarak yorumlanmıştır. Tabi ki, bu hadisenin neden gerçekleştiğini en iyi bilecek olan Allah’tır. Miraca benzer bir hadiseyi daha önceden herhangi bir peygamberin veya kişinin yaşayıp yaşamadığı hakkında net bir bilgi sahibi değiliz. Allah ile konuşan peygamberlerin olduğu bilinse de (Hz. İbrahim, Hz. Musa gibi) mirac gibi bir olayı yaşamış Allah’ın katına yükselmiş bir peygamberin olduğu bilgisine sahip değiliz.
Mirac Kandili gecesine özel bir ibadet şekli olmadığı gibi böyle bir gecenin peygamberimiz tarafından kutlandığına dair de elimizde hiçbir bilgi yoktur. Âlimlerin genel ittifakı diğer kandillerde olduğu gibi Mirac Kandili’nin de sonraki dönemlerde kutlanmaya başlandığı ve özellikle de Osmanlılar döneminde cami minarelerine bu gecelerde kandiller asıldığından toplumda kandil geceleri diye anıldığı yönündedir. Osmanlı döneminde mirac gecesinde okunan “miraciyeler” de artık günümüzde unutulmaya yüz tutmuş görülmektedir. Genel itibarıyla Kur’an-ı Kerim ve mevlid okunarak, ilahi ve tesbihatlarla kutlanan günümüzdeki kandil gecelerinde yapılmış olan bu uygulamalar peygamberimizden sonra türetilmiş olsa da bidat-ı hasene (güzel bidat) olarak değerlendirilmektedi

10 Nisan 2016 Pazar

Üç Aylar ve Regaib Kandili


              Rabbimiz, zamanlar içerisinde mukaddes zamanlar yaratmıştır. Bu kutlu zamanlardan birine daha kavuşmuş olmanın neşvesi içerisindeyiz. İbadet ayı olan Ramazan'ın müjdecisi olan aylardandır Recep ayı. Dini işlerimizin planlandığı Hicrî Takvimin aylarından olan Recep ayı, ardından gelecek olan Şaban ayı ve onun ardından gelecek olan Ramazan ayları halkımız tarafından yoğun teveccühle karşılanmış ve bu aylarda halkımız ibadetlerine daha bir titizlik göstermişlerdir. Halkımız arasında "Üç Aylar" diye meşhur bu ayların faziletinin milletimiz yüzyıllardır farkında olmuş ve bu ayların faziletinden istifadeye çaba harcamıştır.
            Halkımız arasında "Üç Aylar"dan ilki olan Recep ayının ilk Perşembe gününü Cuma gününe bağlayan gece "Regaib Kandili" olarak kutlanmıştır. Aslında bu kandil "Üç Aylar"ın manevi ikliminin başladığının insanlara ilanı mahiyetinde bir kandildir. Kur'an-ı Kerim tilavetleri, kaside, ilahi ve naatlarla karşılanan "Üç Aylar"ın faziletinden herkes istifade edebilsin, bu kutlu iklimin başladığının herkes farkında olsun diye bir dikkat çekmedir aynı zamanda "Regaib Kandili". Rağbet edilen, önemsenen gibi manalara gelen "Regaib" kelimesi esasında başlangıcını duyurduğu "Üç Aylar"ın rağbet edilen ve rağbet edilmesi gereken bir manevi iklim olduğunun da bir ilanı.  
            Kur'an-ı Kerim'de "Kadir Gecesi" haricinde bir geceye dikkat çekilmemesi ve "Regaib Kandili" şeklinde bir kutlamanın peygamberimiz tarafından yapılmamasına rağmen, yine de bu gecede peygamberimizin ibadetlerini artırdığına dair rivayetler vardır. Günümüzde ülkemizde yapılan kandil kutlamaları şeklinde bir kutlamanın peygamberimiz tarafından yapıldığına dair bir bilgi yoktur. Günümüzde birçok Müslüman ülkede de bu şekilde bir kandil kutlamasının olmamasına ve ulemanın ekserisinin kandil kutlamalarının sonraki dönemlerde ortaya çıktığını bildirmesine rağmen "Regaib Kandili"ni halkımız fazlasıyla benimsemiştir.
            "Regaib Kandili"ne has bir ibadet olmamakla beraber, bu gecede ibadetle meşgul olunması, Kur'an-ı Kerim okunması, dua edilmesi, kandil gününün oruçlu olarak geçirilmesi hoş görülmüş ve toplumumuzda da bu tür uygulamalar sürdürülegelmiştir.
            Bu gecelerde edilen duaların daha makbul olduğu ile ilgili yaygın bir kanaat olmasına rağmen duanın ne zaman kabul olacağı veya kabul olup olmayacağı sadece Allah tarafından bilinebilir. O nedenle de duada ve ibadette devamlılık ve ısrar esastır. Sadece kandil gecelerinde veya sadece bazı günlerde ibadet edip, dua edip diğer zamanlarda ibadeti aksatmak da mü'minin şiarı olamaz. O nedenle bu tür geceler aynı zamanda ibadet alışkanlığı ve iştiyakının artmasına da vesile olabilmeli. Nitekim peygamberimiz de hadis-i şeriflerinde ibadetlerin az dahi olsa devamlı olanının daha makbul olduğunu bildirmiştir. (Müslim 782/216)