Ramazan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ramazan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Temmuz 2016 Pazartesi

Euro 2016, Müslüman Futbolcular Ve Sömürü


Avrupa Futbol şampiyonalarının on beşincisi Fransa’nın ev sahipliğinde şu günlerde düzenlenmekte. Dünyanın değişik yerlerinden birçok izleyici tarafından takip edilen müsabakalar özellikle mücadele eden ülkelerin takımlarının vatandaşları tarafında büyük bir heyecanla takip edilmekte.
Müslüman Futbolcular…
Bu yıl şampiyonada nüfusunun büyük bir çoğunluğu Müslüman olan Türkiye ve nüfusunun %70’i Müslüman olan Arnavutluk haricinde nüfusunun çoğu Müslüman olan başka bir ülke yok. Müslüman olan futbolcu sayısına bakılınca da Türkiye, kadrosunda bulunan tüm futbolcuların Müslüman olmasıyla ilk sırada yer alıyor. Ardından 23 kişilik kadrosunun 17’si Müslüman olan Arnavutluk ikinci sırada yer almakta. Arnavutluk kadrosunda bulunan Etrit Berisha, Orges Shehi, Alban Hoxha, Elseid Hysaj, Lorik Cana, Arlind Ajeti, Mergim Mavraj, Naser Aliji, Armir Lenjani, Andi Lila, Ledian Memushaj, Tauland Xhaka, Armir Abrashi, Bekim Bala, Shkelzen Gashi, Sokol Cikalleshi, Armando Sadiku Müslüman futbolcular. Arnavutluğun ardından kadrosunda en fazla Müslüman futbolcu bulunan üçüncü ülke nüfusunun yaklaşık %70’lik kesimi Hıristiyan, %20’lik kesimi dinsiz olan ve sadece %4.5 gibi küçük bir Müslüman nüfusa sahip olan İsviçre gelmekte. İsviçre kadrosunun ise dörtte biri Müslüman. İsviçre kadrosunda bulunan Eren Derdiyok, Granit Xhaka, Xherdan Shaqiri, Valon Behrami, Haris Seferovic, Admir Mehmedi adlı futbolcular da Müslüman. Türk asıllı futbolcular Mesut Özil ve Emre Can’ın yanı sıra, Tunus asıllı Sami Khedira ile Arnavut kökenli Shkodran Mustafi Alman millî takımında, Fas asıllı Adil Rami, Senegal asıllı Bacary Sagna ile Moussa Sissoko Fransa millî takımında, Eden Hazard, Marouane Fellaini ve Mousa Dembele Belçika millî takımında, Trabzonspor’da oynayan Erkan Zengin ve Boşnak asıllı Emir Kujovic İsveç millî takımında, Jamaika asıllı Raheem Sterling İngiltere millî takımında, Türk asıllı kaleci Ramazan Özcan Avusturya millî takımında Euro 2016’da mücadele ediyorlar.
Yaklaşık olarak 70 Müslüman futbolcunun mücadele ettiği şampiyonanın Müslümanların ibadet ayı olan Ramazan ayına denk gelmesi ise hem düşündürücü hem de üzücü. Her ne kadar mücadele eden ülkelerin nüfuslarının büyük bir çoğunluğunun İslam’la alakası olmasa da Müslümanların ibadet ayı olan Ramazan ayına bu müsabakaların denk getirilmemesi özgürlükçü!, insan haklarına önem veren!, modern! Avrupa’ya daha çok yakışırdı. Kadrosunda Müslüman futbolcular bulunan ülkelerden veya Müslüman futbolculardan UEFA’ya böyle bir talepte bulunan olmuş mudur bilemiyorum ama Müslümanların oruçlu olarak geçirmelerinin farz olduğu bir ayda bu şekilde bir organizasyonun yapılmaması ve şampiyonanın Ramazan sonrası bir dönemde yapılması daha doğru olurdu kanaatimizce. Zira özellikle gündüz oynanan maçlarda sıcağın da etkisiyle oruçlu olan Müslüman bir futbolcunun futbol oynaması çok zor olacak, futbol oynayabilse dahi performansında düşüklük olması kaçınılmaz olacaktır.
Sömürgeci Avrupa’nın Babalarını Sömürdüğü Mutlu Millî Fubolcuları
Şampiyonada takımlarda dikkatimizi çeken bir başka husus da futbolcuların milliyetleriyle alakalı. Birçok millî takımın futbolcularının oynadıkları ülkeyle alakalarının olmaması da dikkate şayan. Anne babası farklı bir ülkede olmasına ve kendisi de farklı bir ülkede doğmuş olmasına rağmen doğduğu ülke adına değil de farklı bir ülkenin millî takımında oynayan futbolcu da azımsanmayacak kadar fazla. Bunlardan bir kısmı biraz önce isimleri yukarda andığımız Müslüman futbolculardan. Bir kısmı ise farlı dinlere mensup futbolcular. Fransa, İsveç, Belçika, Almanya, İngiltere gibi nüfusunun büyük bir çoğunluğu  eski çağardan beri Avrupa ırklarından oluşan ülkelerin takımlarında birçok siyahi futbolcu yer almakta. Bu futbolcuların bir kısmı yukarda zikrettiğimiz gibi anne babası başka ülkelerde yaşayan veya başka ülkelerde doğmuş fakat ülkelerden vatandaşlık almak suretiyle ilgili ülkelerin takımlarının millî formalarını giyen futbolcular olduğu gibi önemli bir kısmı da belki yüz yıldan fazla zamandır o Avrupa ülkesinde yaşayan ailelerin çocukları. Bunlardan bir kısmı Türkiye gibi bazı ülkelerden işçi olarak Avrupa’nın çeşitli ülkelerine giden gurbetçilerin çocukları veya değişik yollarla mülteci olarak Avrupa’ya iltica etmiş ve daha sonra o ülkelerden vatandaşlık almış bazı ailelerin çocukları olduğu gibi bu futbolcuların bir kısmı ise sömürgeci Avrupa’nın sömürdüğü ülkelerden köle olarak ülkesine getirmiş olduğu insanların çocukları. Özellikle Afrika’yı yüzyıllarca yer altı kaynakları ve enerji kaynakları yönünden, hem insan gücü hem de manevî ve kültürel yönden sömüren emperyalist Avrupa ülkelerinde şimdi sevinçle futbol oynayan o futbolcuların her birinin birkaç göbek ötesindeki birçok insanın göz yaşları belki ömürleri boyunca dinmedi.
Hani derler ya, “Futbol, hiçbir zaman sadece futbol değildir.” Hakikaten de öyle heralde.

10 Nisan 2016 Pazar

Üç Aylar ve Regaib Kandili


              Rabbimiz, zamanlar içerisinde mukaddes zamanlar yaratmıştır. Bu kutlu zamanlardan birine daha kavuşmuş olmanın neşvesi içerisindeyiz. İbadet ayı olan Ramazan'ın müjdecisi olan aylardandır Recep ayı. Dini işlerimizin planlandığı Hicrî Takvimin aylarından olan Recep ayı, ardından gelecek olan Şaban ayı ve onun ardından gelecek olan Ramazan ayları halkımız tarafından yoğun teveccühle karşılanmış ve bu aylarda halkımız ibadetlerine daha bir titizlik göstermişlerdir. Halkımız arasında "Üç Aylar" diye meşhur bu ayların faziletinin milletimiz yüzyıllardır farkında olmuş ve bu ayların faziletinden istifadeye çaba harcamıştır.
            Halkımız arasında "Üç Aylar"dan ilki olan Recep ayının ilk Perşembe gününü Cuma gününe bağlayan gece "Regaib Kandili" olarak kutlanmıştır. Aslında bu kandil "Üç Aylar"ın manevi ikliminin başladığının insanlara ilanı mahiyetinde bir kandildir. Kur'an-ı Kerim tilavetleri, kaside, ilahi ve naatlarla karşılanan "Üç Aylar"ın faziletinden herkes istifade edebilsin, bu kutlu iklimin başladığının herkes farkında olsun diye bir dikkat çekmedir aynı zamanda "Regaib Kandili". Rağbet edilen, önemsenen gibi manalara gelen "Regaib" kelimesi esasında başlangıcını duyurduğu "Üç Aylar"ın rağbet edilen ve rağbet edilmesi gereken bir manevi iklim olduğunun da bir ilanı.  
            Kur'an-ı Kerim'de "Kadir Gecesi" haricinde bir geceye dikkat çekilmemesi ve "Regaib Kandili" şeklinde bir kutlamanın peygamberimiz tarafından yapılmamasına rağmen, yine de bu gecede peygamberimizin ibadetlerini artırdığına dair rivayetler vardır. Günümüzde ülkemizde yapılan kandil kutlamaları şeklinde bir kutlamanın peygamberimiz tarafından yapıldığına dair bir bilgi yoktur. Günümüzde birçok Müslüman ülkede de bu şekilde bir kandil kutlamasının olmamasına ve ulemanın ekserisinin kandil kutlamalarının sonraki dönemlerde ortaya çıktığını bildirmesine rağmen "Regaib Kandili"ni halkımız fazlasıyla benimsemiştir.
            "Regaib Kandili"ne has bir ibadet olmamakla beraber, bu gecede ibadetle meşgul olunması, Kur'an-ı Kerim okunması, dua edilmesi, kandil gününün oruçlu olarak geçirilmesi hoş görülmüş ve toplumumuzda da bu tür uygulamalar sürdürülegelmiştir.
            Bu gecelerde edilen duaların daha makbul olduğu ile ilgili yaygın bir kanaat olmasına rağmen duanın ne zaman kabul olacağı veya kabul olup olmayacağı sadece Allah tarafından bilinebilir. O nedenle de duada ve ibadette devamlılık ve ısrar esastır. Sadece kandil gecelerinde veya sadece bazı günlerde ibadet edip, dua edip diğer zamanlarda ibadeti aksatmak da mü'minin şiarı olamaz. O nedenle bu tür geceler aynı zamanda ibadet alışkanlığı ve iştiyakının artmasına da vesile olabilmeli. Nitekim peygamberimiz de hadis-i şeriflerinde ibadetlerin az dahi olsa devamlı olanının daha makbul olduğunu bildirmiştir. (Müslim 782/216)

2 Eylül 2015 Çarşamba

Nerede O Eski Ramazanlar



“Nerede o eski Ramazanlar?” veya bayram geldiğinde “Nerede o eski bayramlar?” gibi özlem ifade eden cümleleri çokça duyarız. Bu sözleri söyleyenler genelde belli bir yaşın üstündeki insanlar oluyor haliyle. Özlenen çocukluk veya gençlik yılları mıdır, yoksa o zaman dilimlerinde yaşananlar mıdır bilinmez ama her devrin kendine has güzellikleri olduğu da muhakkak.
Eskilerde özlenen sanki hep dünyevî şeyler. Genelde Ramazan eğlenceleri falan. Hatta çoğu belediye eskiyi yad etme adına Ramazan akşamlarında türlü eğlenceler türetiyor. Bu uygulamaların ne kadar doğru olduğu da tartışılır. Çünkü ibadet ayı, oruç ayı, Kur’an ayı olan Ramazan, türlü eğlencelerle heba edilmemeli. İbadet için önemli vakitleri içinde barındıran Ramazan ayında değişik eğlenceleri Ramazan ibadetlerine alternatif haline getirmek de Ramazan ayını ve ibadeti tam anlayamamayı beraberinde getiriyor sanki. Kadir Gecesi gibi bin aydan daha hayırlı denilen bir ayı içinde barındıran ve âlimlerin büyük çoğunluğuna göre vakti Ramazanın her hangi bir günü olabilecek bir geceyi de içinde barındıran Ramazan, (âlimlerin bir kısmına göre Ramazanın son on günü) teravih namazı gibi kendine has namazı olan, fıtır sadakası gibi kendine has zorunlu sadaka ibadeti olan, oruçların tutulduğu, son on gününün itikafa hasredilmesinin efdal olduğu kutlu zaman dilimleri… Bu kadar önemli olan ve tam manasıyla ibadet mevsimi olan Ramazan ayının gecelerinin bir festival havasında eğlencelere kurban edilmesi hiç  de doğru bir davranış olmayacaktır kanaatimizce….
Peki, günümüz Ramazanlarını yaşlandığımızda biz özler miyiz acaba? Bu sorunun cevabını şimdiden vermek güç ama her yaşın olduğu gibi her zaman diliminin de kendince güzellikleri var. Herhalde bizler de ileride “Nerede o eski Ramazanlar?” diye özlemle bu günleri, yaşanmışlıklarımızı anarız.
Günümüz Ramazanlarında benim en çok hoşlandığım şey sahur ve iftarlara özel hazırlanan ve değişik konuların değişik konuklarla konuşulduğu programlar ile genelde belediyeler veya sivil toplum kuruluşları tarafından organize edilen söyleşi ve konferanslar. Yaşlandığımızda, eğer hala bu tür program ve organizasyonlar devam etmiyorsa, herhalde “Nerede o eski Ramazanlar?” diye özlemle andığım en önemli Ramazan etkinliklerinden biri bu program ve organizasyonlar olacak

.

Ramazan Geldi Müjdeler Olsun


Tamamının ibadetle geçirildiği ve bedenin yemekten, içmekten ve cinsellikten uzak tutularak ruhun doyurulduğu kutsal iklime giriyoruz, müjdeler olsun…
Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de adı anılan tek ay olan Ramazan ayına giriyoruz, müjdeler olsun…

Ruhun Azığı Oruç
Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in inmeye başladığı ve bin aydan daha değerli, daha faziletli olan “Kadir Gecesi”nin de içinde bulunduğu kutsal iklime giriyoruz, müjdeler olsun…
Fıkhî açıdan bakıldığında imsak vaktinden iftar vaktine kadar yemekten, içmekten ve cinsellikten kendini alıkoyma olarak tanımlanabilecek oruç, bedenî bir ibadettir. Kişinin otokontrol sistemini geliştiren, nefsinin istek ve arzularını nasıl frenleyebileceğini öğreten oruç, bu yönüyle manevî bir terbiye metodudur da denebilir. Biz orucu tuttukça oruç da bizi tutuyor aslında… Biz orucu tuttukça, oruç da bizi günahtan, haramdan, fuhşiyattan, zulümden, adaletsizlikten alıkoyuyor. Manevi bir terbiye olan oruç bizleri de terbiye ediyor.
Oruç, maddeyi önceleyen dünyanın, pompalanan seküler hayata karşı direnmeye çalışan Müslüman’ın tedavi reçetesidir aynı zamanda. Muhtaç durumda olan, dezavantajlı durumda olan insanların halinden anlama mevsimidir aslında biraz da oruç. Oruç madde lehine, mana aleyhine bozulan dünya dengelerini yeniden yoluna koyma mevsimi birazda… Açın halinden anlama, darda olanın, zorda olanın derdini soluklama ayı aslında… Eğer orucu sadece yemekten, içmekten ve bedenî arzuları frenlemekten ibaret sanırsak, bu orucu insan dışındaki diğer varlıklara da tutturmak mümkündür. İnsanı farlı kılan ruhunu doyuran oruçtur.
Kur’an Ayı Ramazan
Ramazan içinde “Kadir Gecesi”ni barındıran bir ay… Bin aydan daha hayırlı, daha faziletli ve değerli olan bu gecede Kur’an-ı Kerim indirilmeye başlandı. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (SAV) vahye ilk muhatap olduğu gece olan bu gecenin peygamber efendimiz ramazan ayının son on gününde aranmasını söylemiş. Böyle önemli bir gecenin vaktinin tam bildirilmemesi atalarımız tarafından çok güzel ifade edilmiş. “Her geleni Hızır, her geceyi Kadir bil.”
İndirildiği ayı on bir ayın sultanı, indirildiği geceyi bin aydan daha faziletli, indirildiği peygamberi alemlere rahmet, indirildiği şehri şehirlerin anası kılan Kur’an-ı Kerim’in, ruhlarımıza bir kez daha inmesi gereken aydır Ramazan. Kur’an-ı Kerim’in sadece lafzının değil manasının da okunması, anlaşılması ve yaşanması gereken bir aydır Ramazan.
Bu ayın ümmetin birliğine, beraberliğine vesile olması temennilerimle… Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan…

Geleneksel Ramazan Kredisi



Bu yıl da Ramazan-ı Şerif’e kavuşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Bizleri bu günlere ulaştıran mevlaya hamd-ü senalar olsun. Bizleri Ramazan’a, bu kutlu iklime ulaştıran Rabbimizden, sevincimizin katlanarak artacağı bayrama da ulaştırmasını niyaz ederiz.
Günümüzde tüm dünyada ve maalesef Müslüman coğrafyada da vahşi bir kapitalizm uygulanmakta. Tasarrufu önceleyen ama aynı zamanda cimriliği haram kılan, cömertliği özendiren ama savurganlığı da yasaklayan bir dinin mensubuyuz. Ama yine de Müslümanlar olarak bu kapitalist çarklara mahkum edilmiş gibiyiz. Malumdur ki, kapitalist sistem her türlü maddî, manevî, kültürel, geleneksel adet ve usulü sadece “Ben bundan nasıl para kazanabilirim?”, “Nasıl bunu bir şekilde paraya dönüştürebilirim?” diye fikir yürüttüren bir sistem. Öyle bir sistem ki bu sistem, her şeyi maddeye endeksli ve bu sistem tekeden dahi yağ çıkarmanın derdinde tabir yerindeyse…

Yiyecek, içecek firmaları bir nebze anlaşılabilir hadi, ya bankalar… Her Ramazan olduğu gibi bu Ramazan’da da ekranlarda bolca “Geleneksel 
Ramazan Kredisi” reklamlarını görür olduk. Bilmem ne bankası konut için, araba için veya başka bir ihtiyaç için Ramazan’a özel şu kadar faizli kredi veriyormuş. Aslında bu reklamları yapanların ne kadar Ramazan’la işi vardır onu da bilemiyoruz. Yani Ramazan onların gözünde halkı sömürmeye alet edilebilecek bir unsur sadece belki. Malum, bankaların çoğu da zaten uluslararası sermayenin. Bakın görürsünüz, her yıl olduğu gibi bu yıl da bayram yaklaşınca “Geleneksel Bayram Kredisi” reklamlarını da göreceğiz yine ekranlarda, bundan önceki yıllarda olduğu gibi.Ve kapitalist sistemin olmazsa olmazlarından biri pazarlama usulleri. Tabi pazarlama için de reklam… Her Ramazan olduğu gibi bu Ramazan’da da ekranlarda bolca Ramazan içerikli reklamlar boy göstermekte. Bazısı ilgili, bazısı ilgisiz, firmalar bir şekilde ürünlerini Ramazan’la ilişkilendirilip, daha fazla satmanın, pazarlamanın derdinde. İçecek firmaları, yiyecek firmaları ve daha birçok firma hep Ramazan ayı üzerinden satış yapmanın derdinde…
Faizin her türlüsünü haram kılan bir dine mensup insanların, toplumun neredeyse tamamını oluşturduğu bir toplulukta, bu kadar fazla faizli kredi alınıyor oluşu meselenin bir yönü ama faizi haram kılan bir dinin objelerinin, (Ramazan, bayram vb.) haram kılınan şeye alet edilmesine toplumun tepkisiz kalışı da meselenin diğer bir yönü. Kur’an-ı Kerim’de kaç farklı ayette (Bakara Suresi, 275-279; Ali İmran Suresi, 130; Nisa Suresi, 161; Rum Suresi, 39) ve Peygamber Efendimizin Hadis-i Şeriflerinde alenî şekilde haram kılınmış olan bir fiilin reklamının bu kadar pervasızca yapılabilmesi ve buna Müslümanların kutsallarının da alet ediliyor oluşu hakikaten düşündürücü. Gerçi ümmetin bu kadar sıkıntıda olduğu bir dönemde hiçbir şey yokmuş gibi yaşayan ve ümmetin sıkıntılarını gündemine dahi almayan günümüz Müslümanının, bu mesele karşısında da duyarsız oluşu fazlaca da yadırganmamalı belki de.
Ramazan-ı Şerif’in ümmetin birliğine, dirliğine ve şuurlanmasına vesile olması temennilerimle… Ramazan-ı Şerif sizi mübarek kılsın.

Oruç Farziyeti ve Ramazanla İlgili Bazı Kavramlar


Ramazan orucu, oruç tutmaya bir manisi olmayan ve ergenlik dönemine girmiş tüm Müslümanlara farz olan bir ibadettir.
Kur’an-ı Kerim’ de Allah-u Teala "Ey iman edenler! Sizden öncekilere olduğu gibi, size de oruç tutma yükümlülüğü getirilmiştir; bu sayede kendinizi koruyacaksınız. Oruç sayılı günlerdedir. İçinizden hasta veya yolculukta olanlar başka günlerde tutabilirler; hasta veya yolcu olmadığı halde oruç tutmakta zorlananlar ise bir fakir doyumluğu fidye vermelidir. Daha fazlasını veren, kendine daha fazla iyilik etmiş olur; fakat yine de, eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır" (Bakara Sûresi, 2/183-184) buyurmaktadır. Bu ayetten de açık bir şekilde anladığımız gibi oruç bizden önceki topluluklara farz kılındığı gibi biz Müslümanlara da farz kılınmış bir ibadettir.
Peygamber efendimizin de oruç ve faziletleriyle alakalı birçok hadis-i şerifinin olduğunu biliyoruz. Onlardan birkaç tanesine yazımızda yer verelim. "Kim iman ederek ve sevabını Allah'tan umarak ramazan orucunu tutarsa önceki günahları affedilir" (Buhârî, “Savm”, 6). "Oruçlu için birisi iftar ettiği vakit, öteki Rabbi ile karşılaştığı vakit olmak üzere iki sevinç vardır" (Buhârî, “Savm”, 9). "Oruç bir kalkandır" (Buhârî, “Savm”, 9; Tirmizî, “Îmân”, 8).
            Oruç kelimesinin orijinali Farsça bir kelime olan “rûze” kelimesidir. Oruç kelimesi de bu kelimenin Türkçeleşmiş halidir diyebiliriz. Oruç kelimesinin Arapça’sı “savm” veya “sıyam” şeklindedir. Oruç anlamına gelen savm kelimesi Arapça’da “bir şeyden uzak durmak, bir şeye karşı kendini tutmak, engellemek.” anlamlarına kullanılır. Fıkhî bir terim olarak ise oruç; “imsak vaktinden iftar vaktine kadar, bir amaç uğruna ve bilinçli olarak, yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak” şeklinde ifade edilir.
            Ramazan ayı boyunca oruçla ilgili olarak sürekli duyduğumuz bazı kavramlar vardır. İmsak, sahur, iftar, fitre (fıtır sadakası), fidye, teravih namazı, mukabele… bu yazımızda bu kavramları da kısa kısa açıklamaya çalışacağız.
            İmsak, tutmak demektir. İmsak kendini yeme, içme ve cinsel ilişkiden geri çekmek ve oruç yasaklarına uymaya başlamak demektir. Bu anlamıyla “orucun başlama anına imsak denir.” diyebiliriz. Okunan sabah ezanı bu vaktin girdiğini ilan eder. Okunan ezanla beraber oruç yasakları başlar ve yapılmaması gerekenlere riayet bu andan itibaren farz olur.
             Oruç tutan kişiler, tan yeri ağarmadan yani imsak girmeden biraz önce kalkarak, o günkü tutacakları oruca niyet ederler ve yemek yerler. Yemek için kalkılan bu vakte sahur, yenilen yemeğe de sahur yemeği denir. Peygamber efendimiz; “Sahurda yemek yiyiniz, çünkü sahur yemeğinde bereket vardır.” (Buharî, “Savm”, 20) buyurmaktadır.
            İftar, oruç açmaya veya oruç tutmaya verilen isimdir. Yani oruç tutulan gün oruçlu olunuyor, oruç tutulmadığı gün de iftar edilmiş oluyor. Gün boyunca oruç yasaklarına uyarak oruç tutmuş olan Müslüman, akşam güneşin batışı ve akşam namazı vaktinin girişiyle yukarıdaki zikredilen hadiste peygamberimizin oruçlunun iki sevincinden biri diye ifade ettikleri iftar vaktinin girişiyle orucunu açar. Toplumumuzda hala canlı olarak yaşatılan iftar daveti geleneği insanlar arasındaki muhabbeti artıran ve fakirin de sofralara dahil edildiği güzel merasimler olagelmişitr.
Dilimizde fitre diye de bilinen fıtır sadakası, “ramazan ayının sonuna yetişen ve temel ihtiyaçları dışında yeterli miktarda mala sahip olan her Müslüman’ın vermesi vacip olan bir sadakadır.” Fitre, ailede bulunan kişi başına bir fitre düşecek şekilde verilir. Fitrenin asgarî sınırı bu yıl Diyanet İşleri Başkanlığı’nca 7,50 TL olarak açıklanmıştır. Bu miktar alt sınırdır, isteyen kişiler daha fazlasıyla kişi başına hesaplayarak da verebilirler.
Fidye ise oruç tutmaya gücü olmayan yaşlılar ile iyileşip oruç tutabilecek sağlığa kavuşma ümidi olmayan hastaların oruç tutamadıkları gün başına “bir kişinin bir gün doyumluğu” miktarınca hesaplayarak ihtiyaç sahiplerine o miktarın verilmesi veya gün sayısınca kişinin doyurulması şeklinde yerine getirilir. Oruç tutamadığı halde fidye de verecek durumu olmayanlar da affedilmeleri için Allah’a dua etmelidirler.
Ramazan ayına mahsus bir ibadet olan teravih namazı da, yatsı namazı ve vitir namazı arasında kılınır. Tek başına kılınabileceği gibi cemaat halinde de kılınan teravih namazı genelde iki veya dört rekâtlık periyotlarla yirmi rekat olarak kılınır.
Mukabele, peygamberimizle Cebrail’in (as) her yıl uyguladıkları ve günümüze kadar da yapılagelmiş bir sünnetleridir. Cebrail (as) peygamberimize gelir ve Kur’an-ı Kerim’i her yıl peygamberimizle karşılıklı olarak okurlardı. Bu uygulama peygamberimizin vefat edeceği yıl iki kez yapılmıştır. Peygamberimiz ve Cebrail (as) arasındaki bu uygulama tüm Müslümanlara da örnek olmuş ve günümüze kadar bu peygamber geleneği yaşatılmıştır.

Bir hatırlatmayla yazımızı bitirelim. Diyanet İşleri Başkanlığı bu yıl “Her Evden Bir İftar Bir Fitre Afrikaya” adlı bir kampanya başlattı. 5 TL karşılığı tüm operatörlerden AFRIKA yazıp 5601’e gönderilecek mesajlardan elde edilecek gelir, Afrika’da açlık ve susuzlukla mücadele eden insanlara ulaştırılacaktır.