Mesih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mesih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Temmuz 2016 Pazartesi

Kendini Gerçekleştiren Kehanet ve Bir Komplo Teorisi Denemesi


Farkında değiliz belki ama tarih boyunca hiç olmadığı kadar hızlı bir sosyal dönüşüm yaşıyoruz aslında. Ortadoğu ve Müslüman coğrafyalarda kısa sürede olup bitenler esasında takip edenler için bile baş döndürücü bir hızla değişiyor, farklılaşıyor. Arap dünyasında estirilen sahte bahar rüzgarı, Ortadoğu’yu bataklığa çevirmiş durumda. Irak’ta on yıldan fazla zamandır süren işgal ve belirsizlikler ortamı ve Suriye‘de iç içe geçmiş kimin kime hizmet ettiğinin belirsiz olduğu silahlı güçler ve büyük abi devletlerin gövde gösterisi alanına dönen Suriye toprakları ve milyonlarca mülteci, evsiz, yaralı, şehit…
Tam da böyle bir ortamda ortaya bir örgüt çıktı. İlk ortaya çıktığında IŞİD dedi herkes, biz de öyle söyledik. Sonra DAİŞ veya DAEŞ gibi sözlerle de aynı örgüt isimlendirildi. Nasıl ortaya çıktığı ve nasıl bu kadar kısa bir sürede yayılım zemini bulduğu dahi anlaşılamayan yapı kısa sürede Irak ve Suriye devletlerinin önemli bir bölümünü ele geçirdi. Irak’ın başkenti Bağdat’tan sonra en büyük ikinci kenti olan Musul’un hiç bir direniş dahi gösterilmeden teslim edildiği örgüt kısa sürede kimin kime saldırdığının belli olmadığı bir muammalar coğrafyasına döndürülen Suriye’nin de önemli bir kısmını ele geçirdi. Daha sonra da din adına yaptığı vahşet görüntüleriyle gündeme geldi örgüt. Örgütün lideri olan Ebu Bekir el-Bağdadi kendini halife ilan ederek tüm insanların kendine biat etmelerini istedi. Hakkında fazlaca bir malumatın bulunmadığı ve zaman zaman öldüğü ile ilgili haberlerin basına yansıdığı bu şahsın, Amerikan işgali sırasında Irak’ta hapis yattığı ve daha sonradan da bilinmeyen bir sebeple hapishaneden salıverildiği iddialar arasında…
DAİŞ’e üye olanların İslam’ın sert Selefi ve Fundamantalist yorumlarını benimseyen kişiler olduğu görülmekte. Ayrıca azımsanmayacak kadar daha önceden ateist olan veya farklı dinlere mensup olup hatta birçok suçtan sabıkası olan veya haklarında arama veya tutuklama kararları bulunan kişilerin Müslüman olduklarını söyleyip örgüte katıldıkları, örgüt mensuplarının bir kısmının hiç bir din eğitimlerinin olmadığı da bilinenler arasında. Genelde gençlerden oluşan maceraperest ruhlu bu insanların büyük çoğunluğu maalesef cennetle kandırılmaktalar.
Peki, DAİŞ’in tarihse bir arka planı var mı? Ümmet içinde ortaya çıkan Haricî mantığın sert Selefî söylemin günümüzdeki versiyonlarından sayılabilecek DAİŞ’in yapısı ve yaptıkları neredeyse muhaddislerin büyük çoğunluğunun uydurma olduğu konusunda ittifak ettikleri ve genelde şii kaynaklarda daha fazla yer alan bir hadis rivayetini akla getiriyor. Mehdi’nin gelişi ile ilgili olarak geçen bu rivayet, Şeyh Muhammed bin İbrahim-i Numanî tarafından kaleme alınan ve “Gaybet-i Numanî” adıyla meşhur “Hz. MehdiHakkında Hadisler” adıyla Türkçeye aktarılan kitapta ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Şiiler tarafından rağbet gören bu eserde yer alan rivayete göre; Kıyamet kopmazdan evvel Mehdi gelecek, Mehdi gelmezden evvel de Horasan taraflarından siyah bayraklı bir grup çıkacak, bu grup çok seri bir şekilde hareket ederek büyük şehirleri kısa sürede eline geçirecek, bu kişilerin saçları ve sakalları uzun olacak, onlar karşılarına çıkan ve kendilerine karşı gelenleri topluca öldürecekler, Kûfe ve Basra’yı ele geçirecekler ve daha sonra da Kudüs’e yürüyerek Kudüs’e de bayraklarını dikecekler. Yine rivayette yer aldığına göre halk bu kişilerden rahatsızlık duyduğu için Allah’a yalvaracak ve Allah da ahir zamanda gelecek olan Mehdi’yi gönderecek, bu siyah bayraklılar da Mehdi’ye tabi olacaklar. Tabi ki, yer adları ve bazı özellikler tam olarak DAİŞ’in yaptıklarıyla örtüşmüyor ama büyük benzerliklerin oluşu da dikkat çekici.
Evet, senaryo aynen böyle, film gibi yani.Psikolojide “Kendini Gerçekleştiren Kehanet” diye bir tabir vardır. Önce bir şeyin olacağına dair inancı beslersin, sonra da olay gerçekleşince “Aaa, gerçekten de oldu” dersin. İşte DAİŞ de böyle tasarlanmış bir örgüt belli ki. Ve bu örgütü dizayn edenler uydurulmuş riayetleri gerçekmiş gibi hayata geçirerek insanların zihnindeki hayal ve gerçek çizgisinde dans ediyorlar.
Burada bazı soruların da cevabını aramakta fayda var. DAİŞ’in sonrasında zuhur edecek bir Mehdi’ye intisabını varsayacak olursak, şu soruyu sormalıyız. İslam dünyasında en canlı Mehdi beklentisi olan kim? Şiiler, yani İran. Peki, Ortadoğu üzerinde başka toprak hesapları olanlar var mı? Var, tabi ki. Özellikle Siyonist Yahudiler, yani İsrail. Tanrı tarafından kendilerine vaad edildiğini düşündükleri “Arz-ı Mev’ud”a ulaşmak, İsrail’in ulaşmayı tasarladığı en yüce gaye. Peki, nerede bu “Arz-ı Mev’ud”? Ortadoğu coğrafyasında, hatta bizim ülkemizin sınırları içerisinde bulunan Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve Hatay, Adana gibi bazı illeri de içine alan bir bölge. Siyonist Yahudilere göre Yahudiler “Arz-ı Mev’ud”a ulaşınca Büyük İsrail Devleti kurulacak ve Mesih’in gelmesinden sonra kıyamet kopacak. Peki, ya Hıristiyanlar? Onlar bu denklemin dışında mı? Hayır, özellikle de Evanjelik Protestan Hıristiyanlar’ın inancı tam da bu denklemin içinde kılıyor onları. Son yıllarda ABD’de Evanjelik Protestan Hıristiyanların çok etkin olduğunu bilmeyen yok. Hatta ABD’nin dış politikasında dahi bu inanca sahip kişilerin fikirlerinin etkin olduğunu biliyoruz. Peki, inançlarında Ortadoğu ile ilgili ne var? Evanjelikler, Ortadoğu konusunda özellikle “Arz-ı Mev’ud” konusunda Siyonistlerle tam bir ittifak halindeler. Hıristiyanların ekser kahiriyetinin Yahudilerin kutsal kitabı olan Ahd-i Atik’e de inandıklarını bilmeyen yoktur. Yahudi kutsal kitabında yer alan “Arz-ı Mev’ud”a ulaşıp Büyük İsrail Devletini kurmanın bir an evvel gerekli olduğunu düşünen Evanjelikler, Siyonistlerle bu noktada aynı inanç ve hedefi paylaşıyorlar. Evanjeliklere göre Büyük İsrail Devleti kurulduktan sonra İsa Mesih gelecek ve Tanrı Krallığı kurulacak, tüm dünya İsa Mesih’e tabi olduktan sonra “Armegeddon” gerçekleşecek yani kıyamet kopacak. Bu meselelerle ilgili olarak Grace Hallsell tarafından kaleme alınmış ve Türkçeye “Tanrıyı Kıyamete Zorlamak (Armageddon, Hıristiyan Kıyametçiliği ve İsrail)” adıyla aktarılan kitap tavsiye edilebilir.
Tekrar konumuza dönecek olursak, bazen meselelere “Bu olaylardan kimler yararlanıyor?” diye bakmak lazım gelir. Dikkat edilirse hem İslam’ın Şii versiyonu hemYahudilik‘in Siyonist versiyonu hem de Hıristiyanlığın Evanjelik versiyonunun dünyanın sonu ve kıyamete ilişkin öngörü ve beklentileri hemen hemen aynı. Yukarıda yazımızda anlatmaya çalıştığımız örgüt ve Ortadoğu’da yaşanan birçok şeyi bu bağlamda ele almak yerinde olacak gibi geliyor. Hem şiiler hem siyonistler hem de evanjelikler aynı şey için çaba sarfediyorlar. Ve Ortadoğu’daki çalkantılı duruma bakıyoruz; İran Ortadoğu’da önemli bir aktör, artık neredeyse herkesin bildiği evanjelik siyonist birlikteliğinin sembolü ülke ABD diğer önemli bir aktör. “Meselenin din haricinde hiç mi sebebi yok?” diye düşünülebilir. Enerji, ekonomi vs. Vardır muhakkak ama varsın birilerince komplo teorisi olarak görülsün ama belki de en önemli meselelerden birinin de inanç olduğunu unutmamak lazım. Nihayetinde insanı insan yapan, hayatını ve davranışlarını şekillendiren en önemli yapı dindir.
Vesselam….

27 Aralık 2015 Pazar

Yılın Sonu, Noel veya Hz. İsa Ne Zaman Doğdu?


            Yılın sonu yaklaşıyor... Yine caddelerde, sokaklarda, televizyon ekranlarında, sosyal medyada ve benzeri yer ve mekanlarda, yılın sonu için yapılacak etkinlikleri değil de yılbaşı kutlamaları adı altında yapılacak bazı etkinlikleri veya mağaza vitrinlerinde değişik süslemeleri göreceğiz gibi. Bazılarımız "la havle" çekerek geçip gidecek, Müslüman mahallesindeki bu salyangoz satışına... Bazılarımız ise şimdiden başladı yeni yıl eğlencesi hazırlıklarına...
            Malumdur, daha ilkokuldan itibaren hepimize öğretilmiştir. 1 Ocak kullanmış olduğumuz miladî takvimin başlangıcıdır. Esasında ülkemizde 1925'e kadar bu takvim kullanılmazdı. 1925 tarihine kadar kullanılan iki takvim birden vardı aslında. Genelde dinî meselelerin düzenlendiği Hicrî takvim ki, Peygamberimizin Mekke'den Medine'ye olan hicretini milat kabul eden ve ayın hareketlerine göre düzenlenmiş bir takvim ile yine Peygamberimizin Mekke'den Medine'ye hicretini milat kabul eden fakat dünyanın güneş etrafındaki dönüşünü esas alan Rumî Takvim. 26 Aralık 1925 tarihinde “Günün 24 Saate Taksimine Dair Kanun” kabul edilerek güneşin batışının günün sonu oluşu kaldırılarak günün bitimi Avrupa'da olduğu gibi gece yarısı 24.00'de endekslenmiştir. (O nedenle hala yaşlılarımız Perşembe gününü Cuma gününe bağlayan geceye Cuma gecesi derler.) Ayrıca aynı gün yapılan düzenlemeyle miladî takvime (Gregoryan Takvimi) geçilmiştir. Böylelikle 1926 yılı itibarıyla 1 Ocak yılbaşı olarak kabul görmeye başlamıştır. Yıllar içerisinde bu takvim halk arasında da kanıksanmış ve 1 Ocak tarihinin yılın başlangıcı olduğu kabulü toplumun da kabulü haline gelmiştir.
            İlkokuldan itibaren bize öğretilen diğer bir bilgi de miladî takvimin başlangıcının Hz. İsa'nın doğumu olduğudur. Bu bilgi maalesef yanlış bir bilgidir. Bilindiği gibi tüm Hıristiyan dünya, kendi inançlarına göre "Tanrı'nın Oğlu" olan ve kendisi de haliyle Tanrı olan İsa'nın doğumunu kutlar. Esasında Hıristiyanlar içerisinde de "Tanrı İsa"'nın doğum tarihi konusunda bir birliktelik yoktur. Bazı Hıristiyan gruplar "Tanrı İsa"'nın doğumunu 25 Aralık olarak kabul ederken, özellikle Doğu Kiliselerine mensup bazı Hıristiyan gruplar ise "Tanrı İsa"'nın doğumunu 6 Ocak olarak kabul ederler. Hıristiyanlar arasında "Doğuş Bayramı veya Milat Yortusu" gibi bazı isimlendirmelerle de kutlanan, daha meşhur olan şekliyle "Noel" kutlamaları o nedenle Hıristiyan dünyada biraz uzun sürmektedir. Bu farkın sebebi esasında "Jülyen Takvimi" ve "Gregoryan Takvimi" arasında bulunan 11 günlük sapmadır. Yani, esasında 1 Ocak hiçbir Hıristiyan gruba göre Hz. İsa'nın doğum günü değildir. 1 Ocak Hıristiyan gruplar arasındaki anlaşmazlığı biraz olsun gidermek için iki takvim arasındaki farkın ortasını bulma çabası gibi görünmektedir.
            Gelelim şimdi bizim inancımıza... Hz. İsa'nın doğumuyla ilgili Kur'an-ı Kerim bir tarih vermekte midir? Tabi ki, Kur'an-ı Kerim'de Hz. İsa'nın ne zaman doğduğuyla ilgili net bir tarih bulmak mümkün değildir. Fakat Hz. İsa'nın ne zaman doğduğuna dair Meryem Suresi'nden bazı çıkarımlar yapmak hiçte zor görünmüyor. Meryem Suresi'nde 22. ayetten itibaren Allah-u Teala şöyle buyuruyor.
22. Meryem ona hamile kaldı. Bunun üzerine onunla (karnındaki çocukla) uzak bir yere çekildi.
23. Doğum sancısı onu bir hurma ağacına (dayanmaya) sevketti. "Keşke, dedi, bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim!"
24. Aşağısından (İsa yahut melek) ona şöyle seslendi: "Tasalanma! Rabbin senin alt yanında bir su arkı vücuda getirmiştir."
25. "Hurma dalını kendine doğru silkele ki, üzerine taze, olgun hurma dökülsün."
26. "Ye, iç. Gözün aydın olsun!"
            25. ayette açık şekilde görüldüğü gibi yeni doğum yapmış olan Hz. Meryem'den hurma ağacının dalını silkelemesi isteniyor ve böylece de üzerine doğru dökülen taze hurmaları yemesi emrediliyor. Hz. İsa'nın doğum zamanını saptama adına burada sorulması gereken soru şu: "Hurma ağacı ne zaman meyve verir?" Hurma ağacının sıcak iklimi sevdiği ve sıcak aylarda meyve verdiği herkesin malumudur. Hz. İsa'nın doğmuş olduğu Filistin bölgesi de iklim koşulları itibarıyla Akdeniz ikliminin hakim olduğu bir yerdir. Kış ayları Akdeniz ikliminde her ne kadar ılıman geçse dahi hurmanın meyve vermesini sağlayacak kadar sıcaklık yeterli değildir. O halde Hz. İsa'nın doğumu kış ayı olmamalıdır. Yani Hz. İsa'nın kış mevsiminin ortasında yani 1 Ocak tarihinde doğduğu genel kabulü ayete göre hayli şüphelidir.
            Gelelim şimdi de Hıristiyanlar arasındaki Noel kutlamalarına... Hıristiyanlar arasında Noel kutlamalarında artık hindi kesme, ren geyiklerinin çektiği kızağıyla gelip Antalya'lı! Noel Baba (Aziz Nikola) tarafından getirilmesi beklenen hediyeler ve çam ağacı süsleme gibi bazı uygulamalar dinî bir ritüele dönüşmüş durumda. Çam ağacı süslemeyle ilgili adetin Hıristiyanlık öncesi Paganist (Putperest) inançlara ait olduğu ise artık sır değil. Ayrıca bu kutlamalar sırasında yapılan harcamalar, israf ve insanların eğlence adı altında sergiledikleri bazı olumsuz davranışlar, bu kutlamaların Hıristiyan dünyasında da bir daha gözden geçirilmesi gerektiği hakikatini ortaya koymakta.
            Peki, ülkemizdeki durum ne? Ülkemizde de yılbaşı eğlencesi adı altında Hıristiyanların Noel kutlamalarında yaptıkları ritüellerin büyük bir çoğunluğu kendini Müslüman olarak vasıflandıran halkımızın bir kısmı tarafından da uygulanmakta. Birçok mağaza ve alışveriş merkezinde yılbaşı için özel süslemeleri görmek mümkün olduğu gibi aynı zamanda kırmızı elbiseler içinde takma sakalıyla "hoh hoh hooo" diye naralar atarak ortalıkta dolaşanları maalesef artık ülkemizde de görmek mümkün. Ayrıca Roma İmparatorluğunun Hıristiyanlık öncesi Paganist (Putperest) inançlarında ölümsüzlüğün sembolü olarak gördükleri çam ağacı figürünü değişik süslerle cazip hale getirme telaşı hepimizin malumu artık. Yine özellikle yılbaşı gecesinde hindi yemeyi maharet bilme de diğer bir taklitçilik örneği.
            "Peki, ne olur bu gecede Hıristiyanlar gibi eğlenceler tertip etsek, hindi kesip yesek, Noel Baba kıyafetleri içerisinde dolaşıp, çam ağaçları süslesek? Dinden mi çıkarız yani?" diyenlere de Peygamberimiz yüzyıllar evvelinden cevap veriyor aslında: "Kim bir topluluğa benzerse, o onlardandır. (Ebu Davut, 4031)"
            Vesselam...