Türk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şubat 2018 Pazar

İslamcılık ve Türk Dünyası

            'İslamcılık'...
            Her ne kadar 'İslam' kelimesinin ardına gelen 'cılık', 'cilik' gibi ekleri ve o nedenle de 'İslamcılık' kavramını da bu kavramı kullanmayı da sevmesem de 'galat-ı meşhur' kabilinden kullanmak durumundayız artık.
            Ülkemizde önemli ve güçlü bir fikir akımı İslamcılık. Osmanlı sonrası önemli bir inkıta yaşasa da özellikle Necmettin Erbakan ve Millî Görüş hareketiyle önemli bir ivmelenme kazanmış ve o günlerden bugünlere güçlenerek gelmiş bir akım.
            Ülkemizde güçlü olan diğer bir fikir akımı da 'Milliyetçilik' veya belki biraz daha aşırısı 'Türkçülük'. Her ne kadar 'İslamcılık' ve 'Milliyetçilik' iki farklı akım gibi gözükse de zaman zaman iç içe geçmiş ve birbirleriyle ilintili akımlar. 'İslamcılık' tüm Müslümanları önceleyen, ümmet bilinciyle hareket eden bir akım iken 'Milliyetçilik' ise daha ziyade Türklerin yaşamış olduğu coğrafyayı ilgi alanı olarak belirlemiş gibi görülebilir. Esasında 'İslamcılık' etki alanı itibarıyla bakıldığında 'Milliyetçilik' akımının etki alanını da içine alıyor denebilir. Çünkü Türklerin büyük bir çoğunluğu Müslüman. O nedenle de 'İslamcılık' 'Milliyetçilik' akımını da kapsamı dahiline almaktadır. İslam dini ırkçılığa ve bir ırkın diğer ırklardan veya bir milletin diğer milletlerden üstün tutulmasına onay vermemekte fakat insanların millet bilinciyle hareket etmesine de onay vermektedir.
            Günümüzde sanki 'İslamcılar' diğer Müslüman milletlerle alakadar oldukları kadar Türk coğrafyasıyla alakadar olmuyorlar gibi bir izlenim uyanmakta. Belki Afganistan, Irak, Suriye, Mısır, Yemen gibi İslam beldelerinde son dönemde yaşayan savaş, işgal ve toplumsal olaylar bu bölgeleri daha çok gündemimize taşıdı veya coğrafî yakınlık da Arap coğrafyasıyla daha fazla alakadar olunmasına sebebiyet veriyor olabilir lakin coğrafî olarak uzağımızda olan bazı bölgelerle ilgilenildiği kadar Türk coğrafyasındaki Müslümanların sorunlarıyla alakadar olunmuyor gibi. Arap coğrafyasında veya uzak coğrafyalardaki Müslümanlarla alakadar olunmasından kesinlikle rahatsızlık duymamaktayız. Bilakis bütün inananları kardeş ilan eden İslam'ın ümmet bilincinden de haberdarız. Lakin 'Kapının danası öküz olmaz' misali hem ırkî hem de dinî açıdan kardeşimiz olanların sorunlarıyla da daha yakından alakadar olunmalı gerektiği düşüncesindeyim.
            'İslamcılar tarafından 'Birleşmiş Milletler Genel Konseyi'nde Amerika'nın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıma açıklaması ile ilgili yapılan oylamada Bosna - Hersek'in çekimser oy kullanmasının konuşulduğu kadar İslam İşbirliği Teşkilatı'nın Kudüs ile ilgili olarak gerçekleştirdiği acil kodlu toplantıya Türkmenistan'ın niçin katılmadığı konuşulmadı. Veya Kırım'ın Ukrayna'dan ayrılması sağlanıp bir katakulli ile Rusya'ya bağlanmasına ses gerektiği kadar yükseltilemedi. Yıllardır Çin tarafından Doğu Türkistan'da sistematik olarak uygulanmakta olan dinî yasaklar, baskı, işkence ve asimilasyon çalışmalarına da yeterince ilgi gösterilemedi.
            'Müslüman'ın derdiyle dertlenmeyen bizden değildir' hadis-i şerifi mucibince dünyanın her tarafındaki Müslümanların derdini kendine dert edinmesi gereken biz Müslümanların, Azerbaycan'da camilerin kapatılmakta olduğundan ve hatta Gazeteci - Yazar Adem Özköse'nin bizzat kendisinden dinlediğim 'Orada bulunduğumuz günler boyunca Bakü'de neredeyse hiç ezan sesi duymadım' deyişinden ve uygulanan başörtüsü yasağından, Tacikistan'da uygulanmakta olan namaz ve oruç gibi temel ibadetlerde de dahil olmak üzere uygulanan baskılardan, başörtüsü yasağından ve on sekiz yaş altı çocukların camiye gitmelerinin yasaklanmasından, Özbekistan'da pazarlarda dahi kadınların başörtü problemi yaşadığından ve dinî birçok alanda Müslümanlara karşı baskı uygulanırken ülkede misyonerlerin rahatlıkla faaliyet yürütebildiğinden, Kırgızistan'ın şu an neredeyse tamamen misyoner kuruluşlar tarafından kıskaca alındığından, Türkmenistan'da dinî baskının devam ettiğinden, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin her geçen gün İslamî yaşantıdan her geçen gün daha da uzaklaştığından, Balkanlarda yaşayan veya çeşitli ülkelerde yaşayan ve azınlık durumunda kalan Müslüman Türklerin de durumlarından haberdar olmaları ve onların dertleriyle de dertlenmeleri gerekmez mi? O nedenle de İslamî hassasiyetleri ön planda tutan 'İslamcılar'ın diğer Müslüman coğrafyalar kadar Türk coğrafyasıyla da yakinen alakadar olmaları gerekmektedir.

  

2 Eylül 2015 Çarşamba

İslamcılık ve Türkler



İslamcılık kavramı çokça duyduğumuz kavramlardan. Önceleri kelimenin oluşum şeklinden, İslam kelimesinin sonuna eklenen “cılık”, “cilik” eklerini hoş bulmadığımdan dolayı kullanımına karşı olduğum ve bu sebeple kullanmamaya özen gösterdiğim bir kavramdı “İslamcılık”. Ama artık öyle bir hale geldi ki kullanmamak imkânsız. Ne denmiş Mecelle’de? “Galat-ı meşhur, lügat-ı fasihten evladır.”
İslamcılık kavramının ve düşüncesinin ne zaman ve nasıl ortaya çıktığını tam olarak bilemiyorum. Ama Osmanlı Devleti’nin son döneminde de çokça duyulan bir kavram “İslamcılık.” Cumhuriyetin ilk yıllarında soluk aldırılmayan bu siyasî akım, daha sonraki yıllarda giderek daha görünür hale geldi. Özellikle Necmeddin ERBAKAN önderliğinde kurulan Millî Görüş Hareketini İslamcı bir anlayışta var sayabiliriz. Tabi ki, fikirde, sanatta, edebiyatta birçok sanatçı bu anlayışın kitleler tarafından kabulünü kolaylaştırmıştır. Mehmet Akif ERSOY, Necip Fazıl KISAKÜREK, Sezai KARAKOÇ, Nurettin TOPÇU gibi birçok yerli fikir ve sanat adamı yanında özellikle Hasan el-BENNA, Seyyid KUTUB, Mevdudî, Ali ŞERİATİ gibi fikir adamlarının kitaplarından yapılan çeviriler de bu hareketi Türkiye’de fikrî anlamda güçlendirmiş, kendini İslamcı olarak addeden kişilerin fikir dünyalarını şekillendirmelerinde etkili olmuştur. Necmeddin ERBAKAN’ın önderliğini yaptığı Millî Görüş partileri siyasette etkili olmuş ve hatta bu başarı Necmeddin ERBAKAN’ı başbakanlığa kadar taşımıştı. 28 Şubat Post Modern Darbesi sonrasında iktidardan uzaklaştırılan bu hareket içinden sonrasında Ak Parti ortaya çıkmış ve günümüzde hala iktidarda olan bu parti her ne kadar Türkiye’de İslamcı akımın tek önderi ve hâkimi gibi anlaşılan Millî Görüş tarafından kabul görmese de İslamcı bir özellik sergiliyor denebilir.
Peki, İslamcılık neydi? Neyi amaçlardı? Belki “Ümmetçilik” olarak da adlandırılabilecek bu hareket, Osmanlı Devleti içerisinde Osmanlıcılık akımından sonra yayılım alanını genişletmiş. Tüm Osmanlı sınırları içerisindeki değişik dinlerden ve milliyetlerden kişileri bir arada tutmayı amaçlayan Osmanlıcılık akımı Fransız İhtilali sonrası özellikle milliyetçilik akımının etkisiyle Osmanlı Devleti içerisinde de isyan hareketlerinin artması ve o dönem ki Osmanlı Devleti sınırlarının muhafaza edilemeyeceği anlaşılınca yerini tüm Müslümanları bir arada tutmayı amaçlayan İslamcılık akımına bırakmıştır. Özellikle Arapların isyan hareketlerinden sonra tüm Müslümanlar da tek çatı altında tutulamayacak konuma gelince de bütün Türkleri bir arada tutmayı amaçlayan Türkçülük akımının yayılım kazandığını görüyoruz.
Ümmetçilik veya İslamcılık olarak adlandırılabilecek bu siyasi akım günümüzde maalesef sadece Türkler dışındaki  Müslümanlara yönelik bir hassasiyet ve faaliyet gösteriyor izlenimi vermekte. Sanki Türkî Cumhuriyetlerle veya Ortadoğu ve Balkanlardaki Müslüman Türk topluluklarla Milliyetçilik (Ülkücülük) akımına mensup olanlar daha fazla ilgileniyor veya bu konuda daha hassaslar gibi bir izlenim sergiliyorlar. İslamcıların Filistin davası kadar Doğu Türkistan davasına da sahip çıkabilmeleri lazım. İslamcıların Mısır’da meydana gelen darbeye tepki verdikleri kadar Kırım’ın Rusya’ya ilhakına, Mustafa Abdülcemil KIRIMOĞLU’nun Kırım’a alınmamasına da tepki gösterebilmesi lazım. Suriye ve Irak’taki Türkmenlerin içinde bulundukları durumu, Azerbaycan’daki başörtüsü yasağını, Azerbaycan’daki dindarlara yapılan baskı ve kötü muameleleri, Kırgızistan’da yapılan misyonerlik faaliyetleri sonrası ne kadar Kırgız’ın Hıristiyanlaştırıldığını, Tacikistan’da on sekiz yaşından küçüklerin camilere dahi girişlerinin yasak olduğunu kaç İslamcı bilir veya bilse bile bunlardan hangisine karşı kendini İslamcı olarak vasıflandıran bir sivil toplum kuruluşu bir faaliyette bulunmuştur? Devletimiz TİKA faaliyetleri kapsamında çeşitli yerlerdeki Müslüman Türk topluluklarla ilişkileri kuvvetli tutmaya çalışıyor ama İslamî hassasiyeti olan sivil toplum kuruluşlarının da bu konularda daha hassas davranması gerektiğini düşünmekteyim. Kur’an-ı Kerim’de tüm Müslümanların kardeş olarak tanımlanmasına da uygun olacak bu anlayış şeklinin, İslamî hassasiyeti olan kişiler arasında ve siyasî duruş olarak kendini İslamcı veya Ümmetçi olarak vasıflandıran kişi veya kuruluşların İslam coğrafyasında Türklerin de bulunduğunu unutmamaları lazım geldiği kanaatindeyim…
Vesselam...