kurban etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kurban etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Eylül 2017 Çarşamba

Kurban: Rabbine Yaklaşma

             Kurban, kulun rabbine yaklaşmasının adı. Kurban, İbrahim'ce bir duruşun, İsmail'ce bir teslimiyetin adı. Kurban Hacer'in sabrı ayrıca.
            Kurban ibadeti ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem döneminden bu yana var olsa da bildiğimiz manada hayvan boğazlama şeklinde kurban ibadeti, Hz. İbrahim'den bu yana devam etmektedir. Dinimize göre kurban, kulun rabbine yaklaşmasının (kurbiyet) bir yoludur. Kur'an-ı Kerim'de Allah: ‘Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. Fakat O’na sizin takvanız ulaşır. (Hac Suresi,37)’ buyurarak Allah'a ulaşacak şeyin ne et ne de kan olmayıp kulun rabbine karşı olan kulluk bilincinin ve kulun rabbi karşınında kendini konumlandırdığı yerin önemine dikkat çeker. O nedenle kurban kişinin rabbine yaklaşmasının bir vesilesidir.
            Dinen nisap miktarı mala sahip her kişinin sığır, manda, deve cinsi hayvanlardan (yedi kişiye kadar) veya koyun keçi gibi küçükbaş hayvanlardan birini (tek kişi) kesmesiyle gerçekleşen kurbanın bir ibadet olduğu unutulmamalı ve bu bayram "Et Bayramı" gibi algılanmamalıdır. Dostluk, sevgi ve birlikteliklerin geliştiği zaman dilimleri olan bayramlarda insanların bir arada olması, bayramlaşmaları, sevinçlerini paylaşmaları, modern hayatın insanları birbirinden uzaklaştırdığı çağımızda daha da önemli hale geldiğini düşünmekteyim. O nedenle bayram günlerinde muhakkak büyükler ziyaret edilmeli, tüm aile bayramda bir arada olmalı ve varsa eğer küslükler muhakkak ortadan kaldırılmalıdır.
            Kurban kesildikten sonra kurban etinden fakirin, mazlumun, komşunun hakkı da unutulmamalıdır. Peygamberimizin sünnetine uygun olarak kurban eti üçe ayrılmalı ve üçte biri kurban kesemeyen fakirlere dağıtılmalı, üçte biri kurban kesmiş olsalar dahi komşu, misafir, hısım, akraba ile yenmeli diğer üçte biri ise eve ayrılmalıdır. İkram edilecek veya dağıtılacak etlerin de mümkün olduğunca iyi taraflarından ayrılması daha yerinde olacaktır.
            Kurbanın derisinin kurbanı kesen kişi tarafından kesinlikle satılmaması ve parasının kullanılmaması gerekmektedir. Kurban derisi fakir veya muhtaç durumda olana verilebileceği gibi bir hayır kurumuna da bağışlanabilir. Kurban derisinin kasaplık ücreti gibi kurbanı boğazlayan veya parçalayan kasaba verilmesi de uygun değildir.
Kurban bayramı arifesinden itibaren unutulmaması gereken diğer bir husus da teşrik tekbirleridir. Arife günü sabah namazından itibaren bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar her namazın farzı kılındıktan sonra teşrik tekbirleri getirmek vaciptir. Terki halinde kazası gerekmektedir. Teşrik tekbirleri şu şekilde söylenmektedir. Allahü Ekber Allâhü Ekber Lâ ilâhe İllâllahü Vallâhü Ekber, Allâhü Ekber ve Lillâhi`l-Hamd.
Hadis-i şeriflerde duaların en çok kabul edildiği günlerden olarak zikredilen bayram gün ve gecelerinde ülkemiz ve Müslümanlar için de dua etmeyi unutmayalım. Özellikle dağılmış tespih taneleri gibi bir türlü bir araya gelemeyen ümmetin birliği için ve özellikle de Arakan'da sadece Müslüman oldukları için katledilen ve yurtlarından sürülen binlerce Müslüman kardeşimizi de dualarımızda unutmayalım.

Bayramınızı kutlar, bayramın bizi rabbimize yakınlaştırmaya vesile olmasını dilerim.

2 Eylül 2015 Çarşamba

Kurban



            Kurban yaklaşmak, yakınlaşmak demektir. Kulun yaptığı ibadetiyle Rabbine yaklaşması, yakınlaşmasının adıdır kurban.
            Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de Hac Suresinin 37. Ayetinde ‘Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. Fakat O’na sizin takvanız ulaşır.’ buyurulmaktadır. Yani kesilen kurbandan her türlü karlı çıkan kurbanı kesen kuldur. Zira Allah’ın kesilen kurbana ihtiyacı da yoktur. Kesilen kurbandan Allah’a ulaşacak şey kulun takvasıdır, yani kulluk bilincidir; yaptığı eylemin şuurunda olduğunun bilincidir.
            Kurban ibadeti ilk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem’den bu yana var olan bir ibadet. İlk kurban Hz. Âdem’in oğulları Habil ile Kabil’in kurbanlarıydı. Fakat bu kurbanlar bizim bildiğimiz manada hayvan boğazlama şeklinde bir kurban değil, bitkilerden sunulan bir kurban şeklindeydi. Bildiğimiz manadaki hayvan boğazlama şeklindeki kurban Hz. İbrahim’den başlatılıyor. Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’i kurban etmesi emriyle başlayan süreç Kur’an-ı Kerim’de Saffat Suresi’nde anlatılmaktadır.
            Kurban sadece hayvan boğazlamak değildir. Hz. İbrahim’den en sevdiğinin kurban olarak istendiğini bildiriyor bizlere Kur’an-ı Kerim. En sevdiğini yani İsmail’ini. Ve bu emir babası Hz. İbrahim tarafından oğlu Hz. İsmail’e bildirilince, ‘neyle emrolunduysan onu yap.’ cevabıyla karşılaşıyor Hz. İbrahim. Yani ben Allah yoluna boynumdan da canımdan da geçmeye razıyım diyor Hz. İsmail o küçücük yaşında. Ve yatıyor bıçağın altına… ‘Nasılsa benim babam peygamber, ya bıçak kesmez ya gökten bir koç iner, nasılsa yırtarım.’ düşüncesiyle değil, gerçekten Allah yoluna kurban olmak için yatıyor bıçağın altına…
            Bu hadisede üç rol var aslında… Bu üç role bürünmek belki de kurbanı bize gerçekten anlatacak olan. Kurban edecek baba Hz. İbrahim… Kurban edilecek evlat Hz. İsmail… Kurbanlığın annesi Hz. Hacer…
            Hz. İbrahim olalım önce… Bir baba düşünün ki yıllarca evlat hasretiyle yanmış kavrulmuş. Yıllarca Rabbine dua dua yalvarmış bir erkek evladı olsun diye… Allah dualarını kabul etmiş ve olmuş bir erkek evladı da… Çocuk büyüyüp, gezip dolaşacak yaşa geldiğinde, imtihanın bir cilvesi olarak o en sevdiğini Allah için kurban etmesi istenmiş ondan. Bir baba için kolay mıdır evladını bıçağın altına yatırmak? Ama o baba her şeye rağmen, ‘Allah’ın emridir.’ diyerek vuruyor en sevdiğinin boynuna bıçağı. En sevdiğini feda etmeyi göze alabiliyor, Allah istedi diye…
            Hz. İsmail olalım sonra… Kolay mıdır, bile bile bıçağın altına yatmak? Allah emridir diye kurban olabilmek? Ama Allah emretmişse eğer her şeyden vazgeçilebiliyor, hatta serden bile… Önkabulsüz ve sorgulamadan yatıyor bıçağın altına İsmail.
            Ya, Hz. Hacer olmak… Yanmamış mıdır acaba ciğeri, babası evladını alıp götürürken boğazlamak için? Gözyaşı dökmemiş midir? Ama eğer emir Haktan geliyorsa, her şeye de katlanmalı değil mi? Ve öyle de yaptı Hz. Hacer. Katlandı, isyan etmedi. Nedenini sormadı, sorgulamadı. Çünkü emri veren canların gerçek sahibiydi. Emri verendi zaten İsmail’i de onlara veren.
            Belki burada atladığımız bir varlık daha var. Ya şeytan… Ya şeytan ne yapıyordu, bunlar olup biterken? Bir Hz. İbrahim’e, bir Hz. Hacer’e, bir Hz. İsmail’e gidiyor ve onları bu işten caydırmaya, Allah’a isyana çağırıyordu. Allah’ın katından da kovulmuş olan şeytan, Allah’ın emri karşısında boyunlarını kıldan ince sayan bu kahramanlar tarafından tekrar kovuluyor ve hatta taşlanıyordu.
Hz. İbrahim en sevdiğinden, İsmail’inden, anne Hacer biricik evladından, İsmail canından vazgeçebilirken Allah için acaba biz nelerimizden vazgeçebiliyoruz? Bunu sorgulamak lazım belki bu bayramda…
Bayramın tüm İslam âlemine huzur, barış getirmesi ve Müslümanlar arasında kurbiyete vesile olması dileklerimle, kurban bayramınızı kutlarım…
Önemli Hatırlatma:
Arefe günü sabah namazından itibaren bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar her namazın farzı kılındıktan sonra teşrik tekbirleri getirmek vaciptir. Terki halinde kazası gerekmektedir. Teşrik tekbirleri şu şekilde söylenmektedir. Allahü Ekber Allâhü Ekber Lâ ilâhe İllâllahüVallâhü Ekber, Allâhü Ekber ve Lillâhi`l-Hamd

Şimdi Rabbe Yaklaşma Zamanı


            Önümüzdeki pazar günü Kurban Bayramı’nın ilk günü. “Yaklaşmak, Allah’a yakınlık sağlamaya vesile olan şey” gibi anlamlar ihtiva eden kurban, insanlık tarihiyle yaşıttır ve Allah’ın izniyle bu ibadet kıyamete kadar da devam edecektir. Kurban ibadeti Kur’an-ı Kerim’de adı anılan ve Peygamber Efendimizin hayatında uygulama ve eylemleriyle bizzat gerçekleştirdiği ve gerçekleştirme gerekliliğini ilan ettiği bir ibadettir. Kurban ibadeti hem ferdi hem de toplumsal planda insanları eğitici birçok yönü olan bir ibadet aynı zamanda. Bu yazımızda Kurban Bayramına yaklaştığımız şu günlerde kurbanın fıkhî yönünden bahsedeceğiz.
            Kurban denince aklımıza hemen Kurban Bayramında kesilen kurban geliyor ama Hanefîlerce vacip kabul edilen bu kurbanın yanında; adak kurbanı, nafile kurban, kefaret kurbanı, akika kurbanı adlarında da kurban çeşitleri bulunmaktadır. Bizim yazımızda bahsedeceğimiz açıklamaların bir kısmı bütün kurban çeşitlerini kapsadığı halde yazımız genel itibarla vacip olan ve Kurban Bayramında kesilen kurbanla ilgili olacaktır.
            Bir kişinin kurban kesme yükümlülüğüyle sorumlu tutulması için o kişinin şu şartları taşıması gerekir.
1.    Müslüman olmak
2.    Akıllı ve büluğa ermiş olmak
3.    Mûkim olmak yani yolcu olmamak
4.    Belirli bir mali güce sahip olmak
Sıraladığımız şartları kısaca açıklayacak olursak; bütün ibadetlerin ana şartı şüphesiz ki Müslüman olmak ve akıllı olmaktır. Hanefî mezhebinde kurbanla ilgili genel kabul buluğa ermenin de şart olduğu yönündedir. Yolcu olan kişinin kurban kesmek üzerine vacip değildir fakat yolcu olan kimsenin tek başına veya mûkimlerle beraber kurban kesmesinde bir sakınca yoktur. Hatta günümüzdeki fıkhî yorumlamalarda seyahat şartları ve imkânlar göz önünde bulundurulunca yolcu olan kişilerin de kurban kesmelerinin daha yerinde olacağı kanaati de vardır. Son şart olan belirli bir mala sahip olmadaki nisap miktarı 85 gr. altın veya karşılığı paraya sahip olmaktır. Zekâttan farklı olarak bu malın üzerinden bir yıl geçme şartı olmayıp sadece nisap miktarı mala sahip olmak, kurban kesmeyi kişi üzerine vacip kılar.
Hangi hayvanlardan kurban kesileceğine gelince; bu hayvanlar koyun, keçi cinsi küçükbaş hayvanlar; sığır, manda cinsi büyükbaş hayvanlar ve develerdir. İsmi anılan hayvanlar haricinde tavuk, horoz, kaz, ördek, devekuşu vb. hayvanlar kurban olarak kesilemezler. Bu hayvanlardan birkaç tane kesilse dahi kurban ibadeti yerine getirilmiş olmaz. Koyun ve keçi cinsi hayvanlar bir kişi tarafından; sığır, manda, deve gibi hayvanlar ise yedi kişiye kadar hisselendirilerek kurban edilirler. Koyun, keçi gibi küçükbaş hayvanların bir yaşını, sığır, manda cinsi hayvanların iki, develerin ise beş yaşını doldurmaları kurban ibadeti için bir gerekliliktir. Ancak koyun, keçi cinsi küçükbaş hayvanlardan bir yaşında olmadığı halde bir yaşında gibi gösteren gelişmiş hayvanlardan da kurban edilebilir.
Kurban ibadetinin sahih olabilmesi için kurbanın bayramın ilk günü bayram namazından, üçüncü günün akşamına kadar kesilmesi gerekmektedir.
Kurban etinin tamamının kesilen kişi tarafından tüketilmesi pek hoş karşılanmamaktadır. Birilerinin Ramazan Bayramına verdikleri “Şeker Bayramı” ismi ne kadar yanlışsa bu bayrama da “Et Bayramı” demek ve sanki “Et Bayramı”ymış gibi dayranmak da o derece yanlıştır. Etin hepsini kişi kendisi tüketse kurban vücubiyeti üzerinden düşer fakat bu uygulama hem sünnete, hem de izana aykırıdır. Peygamberimizin kurban etinin taksimindeki sünneti şudur. Et üçe ayrılmalı; üçte biri kesemeyen fakirlere dağıtılmalı, üçte biri kurban kesseler bile hısım, akraba veya komşulara dağıtılmalı veya gelen misafirlerle beraber tüketilmeli ve son kalan üçte biri de eve ayrılmalıdır. Sünnet olan ve en güzel taksimat bu şekildedir.
Kurban bayramlarında sıkça sorulan sorulardan biri de kurban kesilmeyip de kurban olarak kesilecek olan hayvana verilecek olan paranın hayır için kullanılıp kullanılamayacağıdır. Kurban parasının bir hayır kurumuna veya muhtaca verilmesi veya onunla o kişinin doyurulması veya o parayla et alınıp muhtaçlara dağıtılması kurban ibadetinin yerine kesinlikle konulamaz. Kurban ibadetinin gerçekleştirilebilmesi için mutlaka hayvan boğazlanmalı ve kanı akıtılmalıdır.

NOT: Arefe günü sabah namazından başlayarak kurban bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar (ikindi namazı da dâhil) "Allahu ekber Allahu ekber, Lâ ilâhe illallahu vallahu ekber. Allahu ekber ve lillahi'l-hamd" şeklinde 23 vakit namazın farzı kılındıktan hemen sonra teşrik tekbirlerinin getirilmesi vaciptir. Unutulması veya terk edilmesi halinde kazasının yapılması gereklidir.